|
Sözcüklerin doğru kullanımı, atasözleri, deyimler ve dil bilimi ile ilgili bilgi ve yorum içeren makalelere bu kategoriden ulaşabilirsiniz. Lütfen sayfa içerisinde ilgi duyduğunuz konu başlıklarına göz atınız...
|
|
"İletişim, duygu, düşünce ya da bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla bir başkasına ya da başkalarına aktarılmasıdır." diyerek; sözlükteki bir tanımı yapılandırmak ya da ona bir ilave bilgi daha koymak istiyorum. İletişim için aynı zamanda bir başkasından ya da başkalarından aktarılanları; anlamak, anlamlandırmak, tanımlamak ve tanımlandırmak da diyebiliriz. Ve yine bir tanımda daha eksik kalan kısma, yani sağlıksız iletişime dikkatleri çekebiliriz...
|
|
|
Dil ile düşünce arasındaki bağıntı, binlerce yıldır birçok filozofun tartışma konusu olmuştur. Aynı tartışma, tarih boyunca her kadın ve erkeğin hayatlarında filozof olmasına yardımcı olabilecek ölçüde kendini var ettirmiştir...
|
|
Kadın ve erkeğin farklılığı, genel kanıya baktığımızda sadece güç ve güçsüzlük gibi biyolojik bir zıtlık ya da potansiyel ile tanımlanmaktadır. Oysa bu durum, iki varlık arasında en kolay atfedilen, basite indirgenmiş, değişken bir farklılıktır...
|
|
Kadın ve erkek dilinin farklılığını ilk olarak biyolojik/nörolojik farklılıklarla tanımlamamız, diğer tanımlamalarımız için kaynakça niteliğinde olacaktır. Doğum anından ölüm anına kadar her insan, belirli bir biyolojik potansiyele sahip olarak yaşam döngüsünde/ yaşam öyküsünde yerini alır...
|
|
İnsanoğlu hayatı anlamak, anlamlandırmak ve anlatmak için binlerce yıldır hikâyelerin ve masalların tesirsel dilini kullanmıştır. Ünlü psikiyatr Milton Erickson, “Sesim Seninle Her Yerde” adlı eserinde bu durumu şöyle nitelendirir: “İnsanlar kelimeleri, nasihatleri, telkinleri reddedebilir ama hikâye ve masalları asla reddedemez.” Ben de yaşadığımız algılama hatalarını daha iyi anlamak, anlamlandırmak ve anlatabilmek için sizlerle güzel bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum...
|
|
Tarih kitapları, burada olmayanı buraya, şimdi olmayanı şimdiye taşıyan yapraklara sahiptir. Bu yapraklarda varlığını tekerrür ettiren (tekrarlayan) birçok hükümdar/hükümran, öznel olarak, (yorumlanarak) özenle betimlenir/resmedilir...
|
|
Dil, evrenin “1” ve “0” varlığını/yokluğunu tasvir etmenin en kolay yoludur. Görünen bir ışık dalgasının sürekli olmayışı gibi dil, kendi süreksizliğinde şekillenir. Dil, aynı zamanda kendi hakkında ortaya koyulacak her türlü yanlışsal önermeye karşı son derece mütevazidir...
|
|
İnsanlar çok eski devirlerden beri hayatı, “Yanlış” ya da “Doğru”, “Gerçek” ya da “Gerçek dışı” gibi kavramlarla nitelendirmişlerdir. İnsanın zıtlıklar arasında aradığı bu gerçeklik, kendisi gibi olmayanı yanlış, kendisi gibi olanı doğru; kendisi gibi düşüneni gerçek ya da kendisi gibi düşünmeyeni ise gerçek dışı/abes/hayalperest ya da akılsız kabul etmesine neden olmuştur...
|
|
Tarih boyunca insanlar; kendilerini, bağlı oldukları grupları, toplulukları, siyasi kurumları veya ülkeleri nitelendirecek simgeler/metaforlar yaratmıştır. Bu yaratma, insanın psikolojik ve sosyolojik ihtiyaçlarına göre şekillenmiş ve bir gruptan bir topluma kadar yitici bir güç olarak da kullanılmış, bir kitleden diğerine taşınmıştır...
|
|
İmgelem, insanın zihninde canlandırabildiği hayaldir ve sınırları, insan zihninin sınırsızlığında hayat bulur...
|
|
Psikolojik ve felsefi açıdan birçok filozofun önemsediği betimsel/sembolik dil; uygulamalı dilbiliminin disiplinler arası alanlarından kognitif bilime, antropolojiden dil felsefesine varan geniş bir yelpazede araştırma ve tartışma konusu olmuştur...
|
|
|
|
|
|
|
Sayfa 1 - 2 |