Bilim > Evrim > Dini Açıdan İlk İnsan-Sosyal Gelişim Süreci ve Devlet Olgusu (1.Bölüm)

Sponsorlu Bağlantılar

bilimin-oykusu-kitap

Sponsorlu Bağlantılar

Makale Marketi Blog Makale Marketi Facebook Makale Marketi Twitter


Dini Açıdan İlk İnsan-Sosyal Gelişim Süreci ve Devlet Olgusu (1.Bölüm)

(0 oy, 0 / 5)
Yazar: Hüdai Çakmak | Kategori: Evrim | Tarih: 27 Ağustos 2011 | 292 kez okundu

 

Bir Varedicinin varlığına inanan kesime göre ilk insan, dünya dayanıp döşendikten, diğer canlılar var edildikten, ekolojik düzen kurulduktan sonra bir erkek bir dişi olmak üzere yaratılıp yeryüzüne indirilmiştir. Bu iki insan olgun yaşta ve mükemmel yapılıydılar. Dünyada yaşamaları ve nesillerini devam ettirebilmeleri için gerekli olan beceri ve bilgilerle donatılmışlardı.

İndirildikleri yerde yaşayıp çoğalmalarına çok uygundu. Bazı kayıtlara göre bu yer Arabistan yarım adasının batı kıyısı ortalarında bulunan Hire, bazı kayıtlara göre de Fırat ve Dicle nehirlerinin ortasında kalan Mezopotamya denilen yerdir. 

İki insan müşterek yaşama maksadıyla bir araya geldiklerinde doğal olarak aralarında sevgi, saygı, sorumluluk ardından fedakarlık duyguları oluşur. Bu duygularla birbirlerine bağlanırlar. Aksi halde bu birliktelik gerçekleşmez. Diğer ifade ile bencilliğin bulunduğu yerlerde toplumsal oluşum ve dayanışma gerçekleşmez.

Sadece bir erkek ve bir dişiden ibaret basit bir ailenin o an ki en büyük ihtiyacı barınma yeri yani yuvadır. Yuva aynı zamanda savunma ve korunma gereksinimlerini de karşılayacaktır. Bu nedenle toplumlar oluşurken barınma, korunma, savunma ihtiyaçlarının karşılanması ön plandadır ve acildir. 

Bireyleri güven duymadıkları yerlerde tutamaz, toplumlar oluşturamazsınız. Çeşitli duygu yumaklarıyla birbirlerine bağlanmış ve bir yuva oluşturmuş bu küçük toplumlarda bu doğal birleşmelerin doğal sonuçlarından biri olarak çocukların doğumu anne ve babanın sırtlarına yüklenecek çok büyük sorumlulukların da oluşması anlamına gelir ve bu sorumlulukların gereklerini yeterince ve layıkıyla yerine getirebilmek için aile bireyleri içinde bir görev taksimi yapılması ihtiyacı ortaya çıkar. 

Yuvanın özellikle çocukların ihtiyaçları kişisel ihtiyaçlardan daha önemli olduğundan bu ihtiyaçlar aile içi görev taksiminin şekillenmesinin en büyük nedenidir. Çocukların anneye daha çok bağımlı olması, ilgi ve şefkatine yakından ihtiyaç duyması çocukların bakımı, beslenmesi ve eğitimi görevi doğal olarak ve öncelikle anne üzerinde bulunacak; diğer görevler ikinci plana atılacak, bundan sonra planlanmak zorunda kalınacaktır. 

Bu nedenle çocukların beslenmesi, eğitilmesi, korunması gibi hemen hemen her konu öncelikle anneyi ilgilendiren doğal bir görev olur. Anneler bu doğal ve kutsal görevlerini gereğince ve yeterince yerine getirebilecekleri mükemmel meziyetlerle donatılmışlardır.

 

Şüphesiz ki bu meziyetlerin en büyüğü annelerin yavrularına karşı duydukları o büyük sevgi ve şefkattir. Bu sevgi ve şefkat öylesine büyük ve yücedir ki bir anne çocukları için rahatlıkla ve gözlerini kırpmadan canını verebilir. Her anne yavrusu için içi titrer ama insan söz konusu olduğunda bu büyük ve ulvi duygunun tüm ömrü kaplayan bir devamlılık gösterdiği görülür. 

İnsanlarla hayvanlar arasındaki belki de en büyük farklardan birisi budur. Bir hayvan anne bir müddet yavrusunun üzerinde titrer, onu besler, koruyup kollar, gerektiğinde canını tehlikeye atar ama belirli bir müddet geçtikten sonra üzerine titrediği yavrusunu bırakır. Onu terk eder, bir müddet sonra da tanımaz olur, unutup gider.

 

Fakat insan anne öyle değildir.

Bu nedenle insanlarla ilgili yavru ve anne ilişkileri söz konusu olduğunda bu ilişki tüm yaşamı ilgilendirip şekillendirecek kadar önemli, bir hayatı dolduracak kadar uzun süreli olur. Bir bakıma kadınlar için annelik tüm yaşamlarını dolduran en büyük, en yüce ve en güzel doğal görevdir. 

Anneler bu görevleriyle mutludur ve yaratıklar içinde en yüce mertebeye bu görevleri aracılığıyla ulaşırlar. Kadın erkek eşitliğinden dem vurarak kadınları bu ulvi, yaşamlarını bütünüyle dolduracak kadar zevkli ve anlamlı görevlerinden ayırarak başka işlerde çalışmaya zorlamak, bu doğa dışılığı hak olarak göstermeye çalışmak elindeki altın parayı alarak yerine geçersiz ve değersiz bir meta tutuşturup bu diğerinden daha değerlidir demeye benzer. 

Bu, kadınlarımıza yapılmakta olan en büyük haksızlık ve en büyük aldatmacadır.  Kadınları çocuk doğurma makineleri olarak görme mantığı doğal ve insancıl değildir. 
Doğal ailelerde böyle bir mantığın geçerli olmadığı, olmayacağı açıktır. Doğal ailelerde annelerin çok büyük saygınlığının ve otoritesinin bulunması bunun en büyük ve güzel kanıtıdır. 

Bir kadın anne olduğu, annelik görevlerini gereğince yaptığı için hiçbir zaman aşağılanıp değeri düşmez. Tam tersine saygınlığı annelik dışında arayanların hiçbir zaman ulaşamayacakları mertebelere ulaşır. Biz bu mantığı (kadınları çocuk doğurma makineleri olarak görme mantığını) toplumların temellerini oluşturan ailelere hedef alan toplumları bölüp parçalamayı menfaatlerine uygun gören kesimlerin insanlık dışı ve insafsız oyunlarından biri olarak görmekte, böyle yorumlamaktayız.

 

Devamı: Dini Açıdan İlk İnsan-Sosyal Gelişim Süreci ve Devlet Olgusu (2.Bölüm) isimli makalede

 

 


Makale Kaynağı: Hüdai Çakmak - MakaleMarketi.com

___________________________________________________________________

___________________________________________________________________

Yorum Yapın / Soru Sorun

NOT: Yorum Politikası gereği reklam amaçlı yapılan yorumlar yayından kaldırılır.


Makale Yazın

Üye girişi yaparak siz de makale yazabilir, web sitenize yönlendirme yaparak veya iletişim bilgilerinizi ekleyerek kişisel/kurumsal popüleritenizi arttırabilirsiniz. Makale yazmaya başlamak için Şimdi Kaydolun!

Araştırın

Araştırmasını yaptığınız konuyla ilgili kelimeyi girip "Ara" butonuna basınız. Alakalı sonuçlar listelenecektir.