Bilim > Evrim > Evrimsel Psikoloji: Davranışlarımızın Kökeni

Sponsorlu Bağlantılar

bilimin-oykusu-kitap

Sponsorlu Bağlantılar

Makale Marketi Blog Makale Marketi Facebook Makale Marketi Twitter


Evrimsel Psikoloji: Davranışlarımızın Kökeni

(5 oy, 4.80 / 5)
Yazar: Fırat Koç | Kategori: Evrim | Tarih: 16 Şubat 2012 | 437 kez okundu

 

Evrimsel psikoloji ve sosyobiyolojiyi anlamak için öncelikle evrim teorisi hakkında bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Sosyobiyoloji, davranışlarımızın temelinde biyolojik sebeplerin yattığından bahseder. Davranışların kökeni için genetik nedenleri işaret eder. Varlığımızın nihai nedeni, genlerdir. Bizlerde onları var ederiz bir bakıma. Kültür öğelerini genetik yapımızdan gelen koşullanmaları göz ardı ederek açıklamaya kalkışmamız, bizi yanlış sonuçlara götürebilir.

 

Doğal seçilim ilkesi -ki günümüzde geniş bilim çevrelerince hemen hemen tartışmasız kabul edilmektedir- değişen çevre özelliklerine uyum sağlama gereğini, türün sürekliliği için önkoşul görür. Sosyobiyoloji kuramı, bu sürecin aslında genetik alanda gerçekleştiği inancındadır. B. F. Skinner ve Konrad Lorenz Ekolünü ele alırsak; Evrim' in yalın bir mantığı izlediğini ileri sürdüklerini görürüz.

 

Organizmaların, bencillik veya türdeşleri hesabına özveri davranışlarında, olabilecek olan en çok sayıda geni bir sonraki kuşağa aktarmak hedefinin belirleyici öğe olduğu görüşünde birleştiklerini de görmekteyiz. Buna göre, her organizma, bencillik ile diğerleri için özveri arasında, evrim açısından geçerli bir oran gerçekleştirebildikleri ölçüde yaşam savaşında başarılı olmaktadır.

 

Yeterince bencil olmayan bir organizma bu savaşımdan yenik çıkar; gereğinden fazla bencil olan bir organizma ise, karşılıklı yardımlaşma ilkesini görmezden geldiği için eninde sonunda yine yenik düşer, ya da zamanının ve enerjisinin büyük bölümünü yararsız saldırganlık davranışları ile tüketir.

 

Bu görüşleri ile sosyobiyoloji, insan davranışları ile ilgili günümüz kuramları arasında, insanı tümüyle çevre koşulları tarafından oluşturulan bir varlık olarak gören B.F. Skinner ekolü ile insanı tümüyle bencillik ve saldırganlık içgüdülerinin tutsağı bir yaratık olarak gören Konrad Lorenz ekolünün karşıt kutupları arasında ortalama bir yere yerleşiyor.

 

Sosyobiyoloji, Freud ekolünü andırır şekilde, doğuştan sahip olduğumuz nitelik ve özellikleri vurgular, fakat çevrenin koşullandırıcı etkisini de inkâr etmez. Sosyobiyologlara göre, davranışların kökenini, her birimizin doğuştan sahip olduğu genlerde saklıdır; çoğu davranışlarımızın kökenini biyolojik programlanmamızda aramak gerekir.

 

Tahminlerim bu konuya en sert eleştirilerin sosyal antropologlar tarafından yapılacağı yönündedir. Çünkü sosyobiyoloji kuramlarının, birçok sorunun cevabını “kültür” ekseninde arayan sosyal antropologlarca tam anlamıyla kabul edilmesini beklemiyorum. Çünkü bu durum onlara, hiçe sayıldıklarını ya da geri plana itildiklerini düşündürebilir.

 

Davranışlarımızın kökenini anlamamız için, hayvanca düşünebilmeyi başarmamız gerekir. Yeni doğmuş bir çocuğu düşünelim mesela. Fazlasıyla “ilkel” davranışlar sergilemekte olduğunu gözleyebilirsiniz. Tek bir davranışla, isteklerini anlatmaya çabalar; ağlayarak. Daha sonra çocukluk dönemini ele alalım; gayet ilkel sesler çıkarır, oyunlar icat eder, kural tanımaz ve zamanla hırçınlaşır hatta saldırganlaşır. Bir şempanze yavrusuyla aramızda önemli bir fark vardır aslında. O da insan yavrusunun mutlak aciziyetidir.

 

Buradan yola çıkarak, insan yavrusunda, bir şempanze yavrusunun davranışlarına paralel davranışlar gözlememiz zor olmayacaktır. Şempanze yavrusundaki ağız şapırdatmanın insan yavrusundaki karşılığı gülmektir örneğin. Bunun herhangi bir kültür için değişiklik gösterdiğini savunabilir miyiz? Sanmıyorum.

 

Kültürleme, toplum bilincinin kazınılması, bireyin yerini ve kendisini bulması açısından çok önemli bir süreçtir. Bireyin toplumsal hayatı, toplum içindeki yeri, direkt olarak kültürleme süreciyle ilintilidir. Fakat rasyonel bir bakış açısıyla asıl olanın yahut temelin genetik miras olduğu bir gerçektir. Evrimsel süreç, her tür için çeşitli kazanımlara ve kayıplara neden olmuştur.

 

Yemiş yiyici atalarımızı, avcı-etçil bir hale sürüklemiş; nerede akşam orada sabah şeklindeki yaşantısını, sorumlulukların arttığı bir üsse bağlamıştır. Bugün, cinselliğimizde, beslenmemizde, saldırganlığımızda, kısacası yaşantımızın her bölümünde ve davranışlarımızın kökeninde bu mirastan kesitler görmekteyiz, görmeliyiz de. Kim bilir belki de davranışlarımızın kökenini bilmek, bunun üzerine gerçekçi bir biçimde düşünmek, bizlere zaman zaman ağır geliyor. Ancak unutulmamalıdır ki, insan her şeyi merak ederek, her şeye burnunu sokarak insan olmuştur. Araştırma, bilme isteği insanın doğasında mevcuttur.
 


Makale Kaynağı: Fırat Koç - MakaleMarketi.com

___________________________________________________________________

___________________________________________________________________

Yorum Yapın / Soru Sorun

NOT: Yorum Politikası gereği reklam amaçlı yapılan yorumlar yayından kaldırılır.


Makale Yazın

Üye girişi yaparak siz de makale yazabilir, web sitenize yönlendirme yaparak veya iletişim bilgilerinizi ekleyerek kişisel/kurumsal popüleritenizi arttırabilirsiniz. Makale yazmaya başlamak için Şimdi Kaydolun!

Araştırın

Araştırmasını yaptığınız konuyla ilgili kelimeyi girip "Ara" butonuna basınız. Alakalı sonuçlar listelenecektir.