|
Başnot: Bu boşanma ve evliliği konu edinen yazı, iki dizi hâlinde yayınlanacaktır. Evlilik bölümünde kendimizce bazı önerilerde bulunacağımız için, evlilik kısmını, yazının ikinci dizisine almayı uygun görüyoruz. “Sen bana şöyle şöyle dedin, haydi boşanalım!”,
“Biz anlaşamıyoruz, boşanalım!”,
“Evlilik bana göre değilmiş, hele çocuk hiç bana göre değilmiş, Hadi boşanalım!”, “Sen benimle değil, ailenle evlisin, karar: Boşanalım!”,
“Sen beni anlamıyorsun, boşanalım!”,
“Sen hiç sosyal biri değilsin, boşanalım!”,
“Aslında seninle ayrı dünyaların insanıyız, boşanalım!”,
“Ben yanlış karar vermişim, çalışan biriyle evlenmemeliydim; boşanalım!”
(Kimi de yaş kemale erdikten sonra boşanır ki ibretliktir!) Benim aklıma gelen bunlar. Boşanma sebepleri daha da çoğaltılabilir. Ben lâfı pervane eylemeden, direkt söylüyorum: Yalan! Muhakkak ki anlaşılabilir nedenlerle boşananlar vardır. Ama bu, boşanmaların %5’’ine bile tekabül etmiyor.
Peki, bu (bir bardak su içer gibi, çok normal bir şey yapılıyormuş gibi) boşanma çılgınlığının sebebi nedir? Ahlâkı tam oturmamış, ruhu terbiye ve tesviye edilmemiş, tenden belirli ölçülerle sıyrılmamış bomboş biri için boşanmak; zaten kendisi için bir rutin olmuş boşlamanın çeşitlerinden biridir. Sistemler, kurallar asayişi bir ölçüde berkemal edebilir. Ama en önemlisi, insanın içinde bir asayiş sağlamaktır. İşte vicdan bunun için önemlidir. İşte vicdanı aktif kılan ve besleyen din ve eğitimi bunun için önemlidir. Polisle memleketi belirli bir seviyede zapt-u rapt altına alabilirsiniz, ama insandaki vicdan polisini canlı tutarsanız her seviyede memleketi koruyup kollayabilirsiniz. Bomboşlaştırılmış bir iç’’in kararı, yararı, yorumu, tavrı, tarzı, niyeti, zihniyeti, kişiliği, kimliği ne kadar sağlam ve sağlıklı olabilir? İnsanın içini eğitmezseniz; nefis ve Şeytan, mevcut insandan iyi bir hayvan çıkarır. Meleğe akıl verilmiş, şehvet verilmemiştir. Hayvana şehvet verilmiş, akıl verilmemiştir. İnsana akıl da verilmiştir, şehvet de. İnsan aklını kullanırsa, melekleri geçebilir çünkü şehvet gibi bir handikabı olduğu hâlde bir çaba sarf edip, kendini kontrol etmeyi başarmıştır. Bu kontroldeki başarı, insanı melekten üstün kılabiliyor. Beri taraftan insan hayvanların hayvanlık derecesinin altına düşebiliyor. Çünkü insana akıl verildi, hayvana verilmedi. Akıllı olan insan, hayvan gibi olmamalı! Oluyorsa, hayvandan daha aşağıya düşüyor, zira onun akıl gibi bir değeri var. Boşanmaların en temel nedeni aklın şehvete mağlûbiyetidir. Ve kanaat-ı şahsiyemce boşanmaların kahir ekseriyeti erkeklerden kaynaklanıyor. Erkek, bir aşamadan sonra bir vücutla yetinmiyor. Kişi belirli bir ruh disiplininde değilse, belirli bir zamandan sonra tensel farklılıklar istiyor…
Ki içinde bulunduğumuz zaman ve şartlar buna çok müsait. Sosyal paylaşım cehennemleri(Cennetleri değil!), baş döndürücü komünikasyon olanakları, insanın içini boşaltmış, insanı sanal ve banal yapmıştır. Bir tıkla evlilik yüzüğünü düşüren var. Benim doğduğum bölgede doğan bebekler aileyi birleştirir/bütünleştirir. Aralarında ufak-tefek sorunlar olan çiftlere çocuk yapmaları önerilir ve gerçekten de öneriyi dikkate alıp çocuk yapan ailelerde ciddî düzelmeler olur. Ama ilginçtir! Özellikle metropollerde bebek, başlı başına boşanmanın yollarını döşeyen bir etken oluyor. Eşler çocuk yapmaya karar veriyor, iyi, güzel! Kadının hamilelik sürecinde fiziğinde (geçici) değişiklikler oluyor. Bu durumda ruhu kurumuş, fiziğe yontulmuş erkek, kadından soğuyabiliyor.
Kadın, hâmile kaldığında daha çok ilgi ister, çünkü neticede büyük bir fedakârlık yapıyor, sadece kendisinin değil, eşinin de bir parçasını karnında taşıyor. Ama nerede! Kadın bu ilgiyi görmeyince depresyona giriyor. Erkek, bu depresif durumu da anlamıyor. Zaten iç’’i tam eğitilmediği için de, içinde potansiyel bir canavarı hep taşıyordu; bu durumla beraber, kendine, kendince haklı bir neden de buluyor o canavar da büyüyor, zinciri kırıyor ve yallah sanal ortam! Bahanesi de var: Eşim beni hiç anlamıyor! Çok ilgisiz!
Kadın, annelikten nefret etmeye başlıyor. Çünkü çocuk demek; ilgisiz kalmak, acı/sancı çekmek ve belki de eşini kaybetmek demek. Netice? Erkek nefsine yenik düşmekten, aldatmak gibi çirkin bir iş yapıyor. Kadın da bazen buna mukabele ediyor. Ama ekseriyetle kadının bu mukabelesi, erkekte olduğu gibi nefsine yenik düşmekten değil; onurunu zedeleyen, kişiliğini ayaklar altına alan erkekten intikam almak! Boşanmanın temel/genel nedeni: İnsanların, zamanın mevcut ve meşhut şartlarında edilgen olmayacak kadar sağlam bir ruh taliminden yoksun olmaları... Vücudun prensibidir; nereye kan gitmiyorsa o mahal/organ kangren olur. İşte böyle; anne-baba ayrı, perişan çocuklar; maneviyat kanı gitmediği için kangren olmuş bir ruh yapısının ürünüdür.
Sadece boşanma değil, toplumun bütün kronik sorunlarının temelinde bu olgu vardır; maneviyat kanından yoksun kalmış kangren ruhlar! Yoksa insan, kendi parçasından, kendisine hem nefes olan eşinden neden boşansın! Kendisinin ve hem nefesinin dîl’’inin en güzel meyvesi olan çocuğunu, belirli bir nafaka taahhüdüyle nasıl bıraksın? (!) Hangi boşanma huzur getirmiştir? (!) Hangi boşanma sonrası o masum çocuklar daha mutlu olmuştur? Hangi erkek kendisini anlayan birini bulmuştur. Hangi kadın kendisine hep aşk pozisyonunda takılı kalmış bir erkek bulmuştur? (!) Denilir ki; boşanma oranı eğitimli insanlarda daha fazla. Bu, bir parça doğru, bir parça yanlıştır. Doğrudur, zira istatistikler ortadadır. Yanlıştır, sanki boşanmanın nedeni eğitimdir gibi bir kabul hatalı ve hatarlıdır. Sorun eğitim/eğitimsizlikte değil, ortamda. İnsan neden evlenir? En şümulle cevap: Paylaşım. Evet, insan, temelde hayatı paylaşmak için evlenir. Paylaşım bittiğinde, birliktelik de teklemeye başlar. Eğitimli insan dediğimiz nedir? Yüksek okul, üniversite okumuş insandır genel hatlarıyla. Kişi, okul ortamında biriyle tanışıyor. Önce dışarıda buluşmalar... Sonra sinemalar, aynı evde kalmalar, tam bir eş durumu. Bir de ev-bark sorunu, çoluk-çocuk durumu, bütçe kurumu yok, derslerine çalış, gerisi senindir! O kanın deli olduğu, sorumlulukların çok da fazla olmadığı okul sürecinde, paylaşılmadık tek bir şey bırakılmaz. Mebhas kişiler okul bitince evlenmeye karar verirler. İyi güzel de siz evlilik sonrasına paylaşacak bir şey bırakmadınız ki! Ve hayatın sorumlulukları/zorunlulukları da kendini göstermeye başlar. Hele çalışıyorsa, kadının işi iki kat daha zor. Bulaşık, çamaşır, temizlik, yemek... Ey gençler, evlilik sonrasına bırakın ve zamana yayın bazı lezzetleri. Haz enerjinizi iktisatlı kullanın! Dengeli kullanırsanız, iş bu potansiyel tat size ömür boyu kafi ve vâfîdir. Bu yazıyı akademik verilerle yazmadım. Bununla ilgili bir şeyler de okumadım. Tespitlerde yanılıyorsam; bunu benim bilgisizliğime verin. Ben katre, canımı çok yakan toplumun bir yarasını ruhuma akseden sebep ve saikleriyle anlatmaya çalıştım. Şahsî kanaatimizin ürünü olan bu satırların mesuliyeti yine şahsımıza aittir. “Ve Boşaldı İnsan; İçinden… Boşandı İnsan; Kendinden... Kendinden Yoruldu İnsan, Kendinden Bıktı… Demire, Çeliğe Büründükçe Zayıfladı İnsan… Kıyamet Kopmuş Bihaber”… |
NOT: Yorum Politikası gereği reklam amaçlı yapılan yorumlar yayından kaldırılır.