Edebiyât Terbiyesi
Yazı, hassaten şiir, bir duygu-düşünce beyanıdır, müdahale edilemez! Yazıyı, beğenmeyebilirsin ama ve lakin; “bu da yazı mıdır!” deme hakkına sahip değilsin. Çünkü herkesin kendine göre bir dünyası, bir şekli ve bir şakulu vardır.
Geçen gün denk geldim, bir şair, bir şairin şiirini eleştiriyordu. Çok mantıklı şeyler de söylüyordu. Belli ki birikimli biriydi. Ama maalesef, o güzel şiir-kritiğin sonunda “sanırım şair ne dediğini kendi de anlayamamıştır” gibi sahibini hafifleştiren ağır bir cümle kurmuş.
Sonradan öğrendim, şiiri eleştirilen şair, genç biriymiş. Mebhâs şairin genç oluşu, olayı daha da vahimleştiriyor. Gençleri kırmamak gerekir. Hele eli kalem tutuyorsa, ehli tecrübenin yorum ve değerlendirmelerinde daha rakik ve dakik olması lüzumludur.
Edebiyat terbiyesinden yoksun kıvamsızlar, metinlerde kusur arar. Kimisi, bir açık, bir boşluk bulmak için yazıyı okur ki bu bir hastalıktır. Biliyorum, insanın merkezî hasselerinden biri de kıskançlıktır ve bu hasse maalesef edebiyat ikliminde çok nemli ve münbittir.
Halbuki, kişiliği oturmuş olan kişi, Rab Teâla’nın herkese ayrı kabiliyetler verdiğini anlar, bir mecrada kendinden üstün olan kişinin dişini kırmaya beyhude yeltenmez. Öyle değil mi; o iyi bir yazar ise, belki sen de günlük hayatta onu cebine koyup çıkaracak derecede iyi bir meslek erbabısın.
Geçen gün, bir hanımefendi, şiirimizin altına bir yorum yazdı. Kâfiye için kelimeleri bozduğumuzdan başlayıp, şiirimizi, şuurumuzu ameliyat etmeye yeltendi. Nasihat/yorumunun sonunda, “bu yazdıklarımı kesinlikle dikkate alın!” Meyânında bir cümle de istimal etmiş.
Özelden; “Şiirin kusurlarını söylediniz, o kadar kendinizden eminsiniz ki, kesinlikle sizi dikkate almamı salık verdiniz. O hâlde sizi dinliyorum; buyurun, bu şiirin eksikliklerini kaldırın, nasıl olması gerekiyorsa öyle yapın ve bana gönderin. Ne yapılması gerekiyorsa yapın, şiir sizdedir. Yorumunuza, sizi kırmamak için orada cevap vermedim. Şimdi siz bana, dediklerinizi ispatlayın. İddianızı ispat edemiyorsanız, yorumunuzu silin, gidin. Aks-i takdirde gereken cevabı veririm.” Meyânında bir mesaj gönderdim. Bana verdiği cevap; “Hemen yapın!” oldu. Yapmaz mıyım?(!)
İspat edilmeyecek bir iddia ortaya atmanın şiiri yolma amaçlı olup, bunun da bir terbiyesizlik olduğunu yazdım.
Gerçekten bir terbiyesizlik midir? Evet. Başı-sonu akrostiş, hece ölçüsüyle şiir yazabilen bir adamı, tek bir hece şiiri yazamamış birinin “kâfiye” merkezinde eleştirisi, kör bir bilinçaltının mütedairsel sendromudur.
Hadi “kâfiye” merkezli eleştirisini yönelttiği şiirimizin ilk kısmını buraya alalım;
“Bu dünyâda kalıcı değilim, fânîyim Bir fânîye âşık olamayacak kadar bâkîyim Nerede, ne zamân öleceğimi bilmiyorum, ânîyim”
Ayıp değil söylemesi ben, hece ölçüsü yoksa, kafiyeye hiçbir önem atfetmem. Yukarıdaki üç satıra bakılırsa, herhangi bir hece ölçüsünün olmadığı görülür. Demek ki biz, kâfiye kâfiye deyip şiirin keyfini kaçırmak gibi bir girişimde bulunmamışız, o anki duygular, o kelimelere işlendi. Neyse, geçelim bu faslı…
Şairlere, yazarlara, naçizane birkaç önerim var;
Ne kadar haklı olursanız olun, bir yazarın yazısını, bir şairin şiirini töhmet altında bırakacak bir eleştiri olabilecekse yorumunuz; lütfen meramınızı, özelden mesaj göndermek suretiyle ifade edin. Ben; bir kavram veya kelime hatası veya rencide edici bir ibare veya ifade veya anakronik bir durum gördüğümde, ikazımı mesaj yoluyla yapıyorum. Vay ben ne kadar ince bir adamım! Değil bu, bir fazilet ve iyilik de değildir, kendini bilen insan için bir görevdir bu.
Yukarıda altını çizdiğimiz durumun bir de tersi var, o da sakat! Bazen öyle yorumlara denk geliyorum ki peh! “Sen olmasaydın, edebiyatımız ne hâlde olurdu! Senin eserlerini anlatmaya satırlar yetmez! Sen olmasaydın biz ne yapardık!” tarzında abartılı yorumlar. Böyle yorumlar alan da eğer biraz da ham ise, tabiri caizdir; bir mutlakıyete bürünüyor, tenkitlere tahammülsüzleşiyor, eleştirildiğinde agresifleşiyor.
Adamı böyle şişirmenin tehlikelerinden biri –ki çok önemlidir- de adamın, kendinin artık doğal ve olması gereken bir kıvama geldiğine inandırmaya başlamasıdır ki bu durum, edebî bir ölümdür.
Biri size yorum yaptığında, illâ onun eserine yorum yapmak zorunda hissetmeyin kendinizi. Böyle zorunlu bir hâl eyleme dönüşürse, sizi samimiyetsizleştirir; yorum yaptığınız esere de saygısızlık olur; çünkü içten geçenlerin döküldüğü kalıp olan yazıya, içten geçen bir yorum yakışır, hâk budur, böyle değilse, çift taraflı bir saygısızlıktır. Hâlbuki beklerseniz, mebhâs yazarın ayrı bir yazısında veya aynı yazısında ama sizin ayrı bir durumunuzda, gönlünüzden kaleminize kelâmlar akması muhtemeldir.
Bir diğer husus; Diyorum ki artık bu “yüreğine sağlık!” “kalemine sağlık!” klişelerini bir kenara bırakalım. Ya da, sık kullanmamaya dikkat edelim. Edebiyat, üreti’dir. Biri; kelime, cümle, kavram ürettiği için edebiyatçıdır çünkü. Ezcümle; “yüreğine sağlık!” artık bir yürek sığlığıdır. Tebrik et, takdir et, tebşir et, tekmil et; medh-u meramın bin bir yolu vardır.
Aklıma ve kalbime akseden bazı ölçüleri, sizinle paylaşmak istedim, sürç-i lisan, sürç-i insandır, ettiysek, bağışlayın.
Not: Van ilimizin Erciş ilçesindeki elim zelzelede hayatlarını kaybedenlere Rab Teâladan rahmet, yakınlarına geniş sabırlar, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Bu depremin, yakın zamanda terör baskınında hayatını kaybeden Mehmetçiklerin bir nevi ilâhî bir intikamı olduğunu düşünenden tutun, bu elim depremi klakson sesleri ve bayraklarla kutlayan, net ortamında, rezil-rüsva yorumlar yapan kafatasçı, lümpen, serseri takımı muhatabımız değildir! Bizim muhatabımız; daha biz tepki bile vermeden bu çakal takımına hadlerini bildiren; özel, tüzel, her kademede depremzedelerin yardımına koşan, yardım kampanyaları tertip eden, acılarımızı paylaşan kahraman Türk Milletidir. İyi ki varsınız kardeşlerim! Berhudar, sermûrâd olunuz!
İzzet
İkram Hürmet
N/iğde Bağbozumu Sonrası Hazan İçi, Bulutsal Hüzünler H/ekim 24, 2011, 06:38 |
NOT: Yorum Politikası gereği reklam amaçlı yapılan yorumlar yayından kaldırılır.