Kültür ve Sanat > Tarih > Ölüm Gemisi Struma ile Vaat Edilmiş Topraklara Yolculuk

Sponsorlu Bağlantılar

http://www.fottom.com

Sponsorlu Bağlantılar

Makale Marketi Blog Makale Marketi Facebook Makale Marketi Twitter


Ölüm Gemisi Struma ile Vaat Edilmiş Topraklara Yolculuk

(5 oy, 4.80 / 5)
Yazar: Sevgi Kızılcık | Kategori: Tarih | Tarih: 15 Aralık 2011 | 559 kez okundu

Ölüm Gemisi: Struma

İkinci dünya savaşı süresince gerçekleşen müttefik bombardımanın tesiriyle Nazilerce 1941 yılında Romanya’nın Yaş şehrinde 4.000 Yahudi’nin katledilmesi üzerine sağ kalan Romanya Yahudileri vaat edilmiş topraklarına geri dönme kararı aldılar… Aldıkları bu karar onlar için dönüşü olmayacak bir yolculuğa atılan ilk adımdı…

 

1867 üretimli 46 metre boyunda 100 yolcu taşıma kapasitesi olan ahşap bir Bulgar gemisinin basında yapılan muhteşem ilanlarına yaklaşık 789 Yahudi topraklarına gidebilmek için başvuruda bulundu ve kişi başına her Yahudi’den 1.000 dolar alındı. Gemi adını Bulgaristan’dan doğan Yunanistan toprakları üzerinden Ege denizine dökülen Struma nehrinden aldı. Gemiye binme hakkına sahip olan Yahudilerin hepsi soylu ve zengin kişilerdi.

 

Struma Demir Alıyor…

12 Aralık 1942 gününe gelindiğinde Struma yolcularını almak için limana yanaşmıştı. Gemiye binen Yahudiler basındaki fotoğraflarda lüks ve ihtişamlı bir gemi yerine harap halde bir gemi ile karşı karşıya kalmışlardı. Gemide 1 tuvalet 4 lavabo vardı su ihtiyacı denizden kovalarla çekilen su ile karşılanıyordu. Hayvan taşımacılığında kullanılan ahırlar kamaraya dönüştürülmüştü.

 

100 kişilik gemide sadece 220 kişiye yatacak yer mevcuttu. Yiyecek olarak kişi başına 1 portakal, biraz fıstık,1 şeker veriliyor çocuklar ise 1 bardak süt ve 1 adet bisküvi ile besleniyorlardı. Yola çıktığı andan itibaren Struma’nın Diesel motoru çatladı biraz rüzgârın estiği yöne savruldu bu sırada motor tamir edildi lakin İstanbul boğazına yaklaştığında tekrar arıza yaptı ve SOS çağrısı üzerine bir Türk gemisi tarafından 15 Aralık günü Sarayburnu açıklarına çekildi.

 

70 gün 70 gece…

Struma’ya Türk resmi görevlilerinden başka kimsenin girmesi ayrıca içerideki Yahudilerin dışarı çıkması yasaklandı. Yasakların sebebi Türk Hükümeti’nin Yahudilerin asıl amacının Filistin’e gitmek değil İstanbul’a yerleşmek olduğu düşüncesiydi. Bir süre sonra İstanbul Yahudi Cemiyeti’nin ısrarları üzerine cemiyet liderlerinden Simon Brod ve Rıfat Karako Struma ‘ya girdiler. Kısa bir süre de olsa yiyecek yardımında bulundular.

 

Struma’da esir kalan, şimdiki adı ile Mobil Oil Petrol Şirketi Romanya genel müdürü Martin Segal ve ailesini kurtarmak için gemiye girme hakkına sahip olan diğer bir isim de şirketin Türkiye temsilcisi Vehbi Koç idi. Koç; çıkış iznini sağladı. Segal ailesi İstanbul’da bir gün misafir edildikten sonra Filistin’e gönderildi.

 

Diğer yandan İngiltere’nin Struma’nın yola devam ettirilmemesi için Türkiye’ye baskı yapıyordu çünkü geminin Filistin’e ulaşması üzerine sömürgeleri altında bulunan topraklar zarar görecekti. İngiltere yüksek makamları, yaşları 11-16 arasında olan 28 çocuğa seyahat belgesi verebileceklerini açıkladılar lakin Türkiye, çocukların gemiden çıkarılmasına izin vermedi. Bu yazışmalar tam 62 gün boyunca sürdü.

Karadeniz’e çıkma emri verildiğinde Struma, Türk suları üzerindeki bekleyişinin 70.gününü doldurmuştu.

 

Yahudi mültecilerin beyaz çarşaflara ‘sauvez-nous’(bizi kurtarın) yazmaları üzerine yaklaşık 200 polis Struma’ya çıkıp tekme tokat tüm Yahudileri güverteye topladılar. Bir süre sonra Struma dev bir kılavuz gemisine bağlanarak Karadeniz’e çekilmeye başladı. Struma’nın yol almaya başlaması Yahudiler içinde büyük bir sevince yol açtı lakin geminin ne motoru tamir edilmişti ne de kılavuz gemisi onları Filistin’e götürmek için demir almıştı…

 

Sarayburnu civarlarından uzaklaşırken beyaz çarşaflar üzerinde ‘Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti’ yazıyordu…

 

Sovyet Deniz Avcısı; Shch-213

Struma yaklaşık 23 mil açıkta yiyeceksiz ev yakıtsız olarak kaderine terk edildi. Ve 1942’nin şubatında saat 02.00 sularında Sovyet deniz altısı Shch-213 tarafından torpidolanarak batırıldı…

 

Sabah Şile kıyılarına vuran cesetleri balıkçılar toplamaya başladılar. Çıkan kurtarma sandallarında sadece 3ü ölü 4 kişi geri dönebilmişti.789 kişiden sağ kalan tek kişi 19 yaşındaki David Stoiler oldu;

 

Geminin ikinci kaptanı Ivanof Dikof ile tahta bir kirişe tutunduk. Sabaha kadar birbirimizi tokatlayarak donmamaya çalıştık. Dikof suya düşünce umutlarım tükenmeye başladı cebimdeki çakı ile bileklerimi kesmek istedim. Parmaklarım donduğu için çakıyı çıkaramadım tam ölmek üzereyken sandalların geldiğini gördüm. Beni fenere götürdüler. Yemek yedirdiler ve ertesi sabaha kadar istirahat etmem için yatak verdiler. Fenere bir polis geldi ve beni alıp bir otobüs istasyonuna götürdü. Beni Üsküdar’a götürecek otobüse bindirdi. Üsküdar’da bir ambulans bekliyordu ve beni bir askeri hastaneye götürdü. Tek yataklı bir odaya konuldum. Kapıda her saatte bir polis nöbet bekliyordu ve hekim ile hastabakıcı dışında hiç kimsenin odaya girmesine izin verilmiyordu.


El ve ayaklarım donmuş halde hastanede geçirdiğim birkaç günden sonra Emniyet Müdürlüğü’ne gittik polis beni orada iki üç hafta tuttular. Zincire vurulmamıştım, ancak her akşam bir hücreye konuyor ve sabah çıkarılıp ortak alanda durmama izin veriliyordu. Birçok kere altta bulunan sorgulama odasına alınmış ve tekrar tekrar nereden geldiğimi ve gemiye ne olduğunu sordular. Neden hapiste tutulduğumu sorduğumda bir Türk vizesine sahip olmayıp, Türkiye’de yasadışı bulunduğumdan ötürü olduğunu söylediler. Her gün yakında bulunan bir lokantadan bana yemek gönderiliyordu. Bunun İstanbul Yahudi cemaati tarafından organize edildiğini varsayıyorum. Birkaç gün sonra Yahudi cemaatinin gönderdiği bazı elbiseleri de aldım. Nihayet bir öğleden sonra Bay Simon Brod ’un beklediği zemin kata indim. Bay Brod bana Struma’nın enkazından sağ kurtulmamın bir mucize olduğunu, ancak bu trajedinin tek tanığı olarak Türk resmi makamlarından sağ kurtulmuş olmamın daha büyük mucize olduğunu söyledi…”

 

Bir anıtları bile olmayan, kıyıya vuran yaklaşık 40-50 cesedi Şileli balıkçılar kumu yumuşak olduğu için kolay kazılan Ayazma plajının üzerindeki alana gömdüler.

Dönemin Türk yetkililer bu duruma sessiz kalmayı tercih etseler de Karadeniz’in asi dalgaları Struma’yı hatırlatmaya hep devam etti…
 


Makale Kaynağı: Sevgi Kızılcık - MakaleMarketi.com

___________________________________________________________________

___________________________________________________________________

Yorum Yapın / Soru Sorun

NOT: Yorum Politikası gereği reklam amaçlı yapılan yorumlar yayından kaldırılır.


Makale Yazın

Üye girişi yaparak siz de makale yazabilir, web sitenize yönlendirme yaparak veya iletişim bilgilerinizi ekleyerek kişisel/kurumsal popüleritenizi arttırabilirsiniz. Makale yazmaya başlamak için Şimdi Kaydolun!

Araştırın

Araştırmasını yaptığınız konuyla ilgili kelimeyi girip "Ara" butonuna basınız. Alakalı sonuçlar listelenecektir.