|
Her milletin olduğu gibi bizim milletimizin de en önemli övünç ve kuvvet kaynaklarından biri de tarihtir. Tarih, önemli olayların tek bir çerçeveden bakılmadan insanlığa yansıtılmasıdır. Kendi tarihimizi ise başka bir ırktan öğrenmek düşebileceğimiz en büyük gaflet ve delalettir. Çünkü tarih bilincine tarih bilgisi olmadan ulaşılamaz.
Tarih bilinci, tarih bilgisi yanında, geçmişle doğrudan temasa gelmeye de ihtiyaç duyar. Geçmişle teması ise ancak tarihten bugüne kalan eserler sağlayabilir. Bu eserler sadece mekânı fethetmek suretiyle değil, mekânla birlikte zamanı da fethederek devamlılığı sağlayan eserlerdir. Necat Birinci’nin de belirttiği gibi tarih olgusu Sosyal Bilimler Liseleri öğrencileri için çok önemli bir kavramdır. Bunun öğrenilmesi geliştirilmesi ve bu şuurun oluşturulması ise önem arz eden başka bir konudur. Bu şuur ancak tarihe kaynaklık eden müzeler tarafından sağlıklı bir biçimde oluşturulabilir. Özetle oluşturulması gereken bu şuur için acaba müzelerimizin haliyet-i ruhisi yeterli midir? Bu sorunun cevabını ancak müzelerimizin genel durumunu değerlendirerek bulabiliriz.
Sosyal Bilimler Liselerinde oluşturulmak istenen vizyona ışık tutacak olan tarih bilinci, gençlerin kişisel gelişim ve toplumsal yeterliliğini görmesi açısından oldukça önemli bir mevzudur. Bununla birlikte öğrenecekleri toplumsal sorunları görme ve çözme noktasında tarihten alacakları notlar ise tartışılmaz bir yöntemdir. Özellikle Sosyal Bilimler Liselerine yeni başlamış bir öğrencide elde edilebilecek verimi artırma konusunda, tarihi yaşayarak öğrenmesi ve tarihsel öğelere sahip çıkma konusunda yapacağı her türlü bilgi birikimi kendisini geliştirmesine yardımcı olacaktır. Çevresine de olumlu örnek teşkil edecektir.
Avrupa bu konuda özellikle ırksal açıdan müzeciliği geliştirmeye ve de bunu amaçlarına yönelik kullanmaya başlamıştır. Milyon dolarlar harcayarak oluşturdukları müzeleri hem kendi bünyesinde yetişen insanlara hem de dünyaya reklâm amaçlı kullanmaktadırlar. Müzelerin geçmişle uğraşması müzeler için bilinen bir olgudur. Ancak Avrupa bu konuda gelişmeler kaydederek müzeciliği sadece geçmişe yönelik çalışmalarla değil, geleceğe yönelik çalışmalarla da beslemiştir. Brüksel’de kurulmak istenen Avrupa müzesi için yaklaşık olarak 35 milyon dolar bütçe ayrılmıştır. Yaklaşık 7000. metrekarelik bir alana kurulması düşünülen bu müze Avrupalılık bilincinin oluşturulmasında önem arz eden bir konudur. Oluşturmak istedikleri Avrupalılık bilinci aslında uzun ömürlü bir Avrupa Birliği için ne kadar önem taşırsa taşısın bunun gerçekleştirilmesi kolay değildir. Olmayan ortaklık duygusu daha gelişim aşamasındadır.
Görüldüğü üzere kısıtlı tarihsel kesitlerini kaybetmemek amaçlı çalışan Avrupa devletleri, kendi tarihsel zenginliğimizi koruma açısından ne kadar örneklerimiz vardır? Gerçekten milyon dolarlarını kar için değil de kültürleri için harcayabilen milletler bizden bir adım önde bulunmaktadır. Kendi müzelerimizi incelemeye İstanbul’da bulunan müdürlüğünü Sayın İlber Ortaylı’ nın yaptığı, Topkapı Sarayı Müzesi’nden başlamak uygundur.
Topkapı Sarayı Müzesi
Osmanlı İmparatorluğu'nun başkent İstanbul'da yönetim sarayı ve hanedanlık ikametgâhı olarak kullanılan Topkapı Sarayı, Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethetmesinden kısa bir süre sonra 1473 yılında tamamlanmıştır. Osmanlı hanedanı, Topkapı Sarayı'nı 19. yüzyılda Boğaziçi saraylarına yerleşene kadar kullanmıştır. Saray, Cumhuriyet'in ilanından sonra 3 Nisan 1924'te Atatürk'ün emriyle müze haline getirilmiştir.
Çeşitli dönemlerde, değişik sultanların emirleriyle yapılan ek yapılar ve yenilenmelerle görkemli bir boyut ve işlev çeşitliliği kazanan saray, bu görünümüyle Osmanlı devlet kurumlaşmasının bir yansıması olmuştur. Osmanlı saray protokol ve hiyerarşisinin zamanla kazandığı görkem ve çok ünitelilik Topkapı Sarayı mimarisine de yansımış, hatta devletin yükselişi ve çöküşü de sanatsal anlatımını bu sarayda bulmuştur.
Tüm bu büyük geçmişi dekorlayan dramatik olaylar süreci ile saray, dünya müzeleri arasında tarihsel yaşantısı ile günümüze ulaşabilmiş ender örneklerden biridir. Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul ile sembolleşen Bizans ile birlikte Ortadoğu'nun imparatorluk geleneğine de varis olması, göreceli olarak dinamik ve göçer Asya-Anadolu geleneği ile yoğrulmuş olan önceki Osmanlı yönetim sisteminde önemli nitelik değişmelerine neden olmuştur.
Bu özelliğin sultan ve ailesiyle bütünleşen mutlak idare kavramına güç verdiği ve saray kurumunun Fatih Kanunnamesi ile bilinçli olarak bir imparatorluk sistemine uyacak şekilde hiyerarşik kademelenme ve görkem kazandığı görülür. Bu nitelik değişiminin unsurları aşamalı olarak Topkapı Sarayı'nda görülebilir.
Tarihi zenginliklerle ve de her türlü yönü ile öne çıkabilecek bir müzeye gerekli önem verilmekten nedense çekinilmektedir. İlber Ortaylı’nın restorasyon konusunda yaşadığı mali sıkıntılar gazetelere konu olmadan dinmemiştir. İlber Ortaylı ile yapılan bir röportajda müzenin sorunları tekrar dile gelmiştir. 1924 yılından sonra yapılan restorasyonda-amatörce- hareme çimento ile sıvama yapılmış. Hazine Dairesi’nin üzeri betonla güçlendirilmiştir. Restorasyon için gerekli miktarı karşılayamadıklarını ifade eden Ortaylı Kültür Bakanlığı’nın bütçeden sadece binde 2 pay aldığını belirtmiştir. Günlük ortalama 10-15 bin kişinin gezdiğini düşündüğümüzde yapılan tadilatın bu insan sayısını kaldıramayacağı çok rahat ortaya çıkmaktadır. İnsanların bilinçsizce içerideki tarihi eserlere zarar verdiğini düşündüğümüz zaman inanılması güç bir sahne çıkıyor ortaya. Bazı gerçekler bu durumun içinde olan insanlar tarafından ortaya çıkarılmaktadır. İlber Ortaylı ile yapılan röportaj, Avrupa da müzelere-yani tarihsel dokular ve kültürel mirasa- sağlanan mali destek gerçekten bizim de müzelerimize bulunabilse bazı sorunlar ortadan kalkacaktır. Sınır ötemiz müzecilik konusunda profesyonel restorasyonu tercih ederken bizim ilkel yöntemlerle tarihi güzellikleri bozmamız hem tarihe karşı bir ayıptır hem de dünya çapındaki prestijimizi sarsmaktadır.
İstanbul Resim Heykel Müzesi
İstanbul’da içerisinde 12 bin tablo bulunan İstanbul Resim Heykel Müzesini inceleyelim. Olayları irdelemek açısından bir başka önemli müzedir. 100 yılı aşkın süredir büyük bir tamir görmeyen binanın durumu gerçekten kötüdür. Otoritelerin sahip çıkması beklenirken bürokratik kargaşa yüzünden bir türlü verilen sözlerinin tutulması kültürel öğelerin-mirasların- sergilenmesini engelliyor. Verilen 3 trilyonluk destek sözünü yerine getiremeyen Bakanlık yıllık olarak 650 milyar lira da karar kılmış ancak bunu da gerekli zamanlarda iletememiştir.
Sahi, kaç yıldan beri 'artık yaşamıyor' (siz 'yaşatılmıyor' diye okuyun) devlet resim heykel müzelerimiz? Ve neden? Ankara yıllardır 'restorasyonda'. Anlaşılan İstanbul da öyle olacak: Doğru dürüst bir plan, proje yok. Belli bir bütçe yok. Ne zaman biteceğinin sözü yok.
İşte müzenin müdürü Prof. Ferit Özşen'in anlattıkları: Devlet Planlama Teşkilatı'ndan sorumlu eski devlet bakanı Abdüllatif Şener, bakanlığı döneminde müzenin ne kadar felaket bir durumda olduğunu görüyor, her yıl için 3 trilyon TL vaat ediyor. İlk 3 trilyonun ödenmesini sağlıyor, fakat politikayı bırakması sonucu müzeye ödenecek miktar 1 trilyona indiriliyor, bu da ödenmeyip yapılacak ödemenin 650 milyar civarında olacağı söyleniyor. Bu miktarın yetmeyeceğini ise, müzenin durumunu görmeden de tahmin edebilirsiniz. 100 yılı aşkın süredir büyük onarımı yapılmamış bir tarihi binadan söz ediyoruz!. Kültürel anlamda önemli eserlerin toplanması ve sergilenmesi konusunda verilmesi gereken özverinin azlığını görmekteyiz. Kültürümüzün tarihimizin, küflü raflarda tarihin tozlu sayfalarına karışmasına izin vermek yapabileceğimiz en büyük hatadır. Bazı hatalar vardır ki asla bahane kabul etmez. İnsanlar belki aç yaşayabilir belki parasız durabilir. Ama özgürlüğünden ödün vermek istememelidir. Bir milletin özgürlüğünün mihenk taşlarından biri de kültürdür. Kültüründen yoksun milletler, özgürlüğünü kaybetmeye mahkumdur.
Müzelerimize gösterilen ilgi hem kamusal hem de kurumsal açıdan asgaridir. Bu öyle ki yapılan toplantılar, seminerleri konferanslardan somut adım namına fazla hamle görülmemiştir. Kayda değer hamleler ise havada kalıp iktidar değişikliğinden kaynaklanan iptallerle sonuçlanmıştır.
27.05.1993’de “Toplumsal Tarih Müzesi Kuruluş Sorunları Sempozyumu” da alınan kararlar, tartışılan sorunlar genellikle aynıdır. 20.11.2002 yılında Zaman gazetesinde “Yorum - Yeni bakanı ‘eski’ sorunlar bekliyor” adlı haberde de benzer sorunların ortaya konması konuya verilen önemin ne kadar az olduğunu ispatlamaktadır. Türkiye’de ‘müze’ denilince akla hemen ‘güvenlik’ geliyor.
Gerçekten de güvenlik müzelerin birinci sorunu. Müzelerin pek çoğunun alarm sistemi yok, güvenlik elemanları yetersiz, yangın tertibatları çalışmıyor. Müzeciliğin ikinci büyük sorunu ise ‘sergile(me)me’. Türkiye tarihî ve kültürel varlıkları ile dünyanın en zengin mirasına sahip. Ancak bu mirasın yeterince iyi değerlendirildiğini söylemek zor. Bunun da en büyük nedenlerinden biri çağdaş müzecilik anlayışından uzak ‘koruma’ anlayışı. Sırf bu anlayış yüzünden depolardaki yüz binlerce eser sergilenemiyor.
Bunun üzerine devreye girmesi gereken Turizm ve Kültür Bakanlığının kısıtlı bütçesi bu tür kültürel faaliyet için yeterli olmamaktadır. Gelelim 23.05.2007 tarihine “Geçmişten Geleceğe Müzecilik” tartışmasına nokta konulması gerekirken, geçmişteki tarihsel -ne yazık ki- tecrübeler içerisinde bunlara ışık tutarak müzelerin oluşturulması yerine hala soyut tartışmaların yapılması, bu konuda sadece yapılması gerekeni saptadığımızı göstermektedir. Özetle doğru işi saptadığımız halde işler doğru yapılamamaktadır.
Bir çok ülke folklorunu tanıtmak amaçlı tarihsel milli kimliğini oluşturup, korumak ve de geliştirmek için bir çok çalışmaya imza atmaya başlamıştır. Mesela İsrail’ den başlayabiliriz. Etnografi ve Folklor Pavilyonu/Köşkü- Eretz İsrail Müzesi 1963 yılında kurulmuştur. Bunu kuran grup ise 1950’lerde Yahudi kültür mirasını korumayı kendisine misyon edinmiş olan Ginza Yahudi Sanat Topluluğudur.
İçersinde birçok koleksiyonu bulunduran bu müze gördüğünüz gibi tartışmalar ışığından değil somut adımlar çerçevesinde milletlerine kazandırdıkları bir değerdir. Yapılması gerekenlerin belli olduğu bir ortamda adım atmaktan çekinen devletler kendi milli benliğini kaybetmeye mahkum kalırlar. İsrail’in bizim kültürel değerlerimizle boy ölçüşemeyecek kadar az olan bu varlığı koruma çabası takdire şayan bir harekettir.
Bunu kendine misyon edinen kurum/kuruluşlar İsrail’in varlığının bütünlüğü korumak ve de yaşatmak çabasındadır. Gelecek nesilleri de açılan bu çerçevede kendi öz benliklerini hatırlayarak bu misyonun devamı için çalışmalarını sürdürecektir ki nitekim öyle olmuştur. Devlet olma çabası bittikten sonra kendi kültürlerini dünyaya açarak, dünyada bir kamuoyu oluşturma çabasındadır turizm gelirlerini artırma çabası değildir bu yaptıkları.
Atom bombasının etkisinden çıktıktan sonra ülke gelişimine hız veren Japonya’da folklor çalışmalarına başlamıştır. Ancak siyasi nedenlerden dolayı buna bir süre gerekli önemi verememiştir. Barış müzesi Amerika’nın yaptığını-tarihsel bir yanlışı- ortaya koymaktadır. Ve milyonlarca ziyaretçiye ev sahipliği yapan müzenin önemi milleti için büyük bir yenilginin tarihsel kaynağıdır.
Yapılan çalışmalarla burası moral depolama-yani çalışmak için motivasyon- yeri olarak kullanılmaya başlanmıştır. Gerçekten etkili bir strateji ile zararı kara dönüştürmeyi başaran bir millettir.
Muneyoshi, el sanatı mahsullerini, “günlük kullanım için az masraf gerektiren ve çok sayıda yapılmış artistik ürünler” olarak tanımlamaktadır. Yanagi kendi koleksiyonlarından ve bazı finansörlerden yararlanarak Japonya’daki pek çok halk müzesinin kurulmasına katkıda bulunmuştur.
Çağdaş eserler meydana getirmek hususunda profesyonel folklorcular üzerinde büyük bir baskı vardır. Amerika Birleşik Devleri’nde olduğu gibi Japonya^da folklorun bağımsız bir bilim dalı olarak gelişmesi folklorun Antropoloji ve Etnoloji’nin boyunduruğundan kurtarılması ve büyük Japon folklorcularının yetişmesine bağlıdır. Süper güçlerin folklorik çalışmalar üzerinde yoğun baskısı vardır. Bunun nedeni kültürün yok edilmesi ve bölgenin sömürülmesidir. Bu çalışmalarla birlikte oluşacak millilik bilinci projelerine ve de menfaatlerine terstir. Japonya bu menfaatlere ters hareket etmediği sürece gerçek özgürlüğünü eline almış sayılamaz. Amerika’nın uyguladığı bu yaptırım Japonya’nın kültürel özelliklerinin kısıtlı olduğu fikrine-kendi milletinde- neden olmaktadır. İşte burada Hiroşima ya atılan atom bombasından daha büyük ve etki alanı daha geniş bir komplo bu ülke üzerinde oynanmaktadır.
Tarih ve folklor kelimelerinin sözlük anlamları olarak birbirinden ayrılsalar da bir milleti oluşturan etmenleri belirlemede bir ortaklıkları söz konusudur. Ortak tarih, ortak dil, ortak kültür işte bunların bilinmesi ve yaşatılması ile oluşturulan millilik bilinci, ilelebet devam edecektir. Burada önemli olan bu bilinci nasıl yaşatacağımız sorusudur. İşte burada devlete düştüğü kadar bizlere de görev düşmektedir. Bu kültürü sadece bilmek değil yaşatmak önemli bir mevzudur.
Müzeler tarafından yerine getirilen iki işlevi birbirinden ayırmak işlerin kolaylaşması açısından önem arz etmektedir. Birincisi şimdiki ya da gelecek kuşakları bilgilendiren ya da memnun eden izlerin, eserlerin, verilerin korunmasıdır. İkincisi, geçmişin gerçekte ne olduğunu keşfetmek için seçilmiş verilerin “ad hoc” toplanmasıdır. Bir sosyal bilimcinin soracağı soruları cevap bulabileceği yer müzelerdir. Çünkü içerisinde yeterli derecede bilgi ve belge bulundurmak zorundadır. Ancak bu konular geçmişleriyle ilgilenen topluluklar tarafından sorulan sorularla tanımlanır. İşte bu topluluğun içerisinde sosyal bilimcilerin olma zorunluluğu vardır.
Tarihi canlandırmak geçmişle gelecek arasında en sağlam köprüyü kurmaya benzemektedir. Tahtaların fazlalığı eserleriyle tahtalarının kaliteleri ise eserlerin gerçekçi bilgileriyle ölçülmektedir. Gelecek de çözüm üretemeyen ya da ürettiği çözümü sağlıklı bulamayan kişi köprüden geçerek çözümleri geçmişte arayabilir. Bir sosyal bilimci istediği her an geçmişe dönebilmeli, sorunlara özgün çözümler üretebilmelidir.
Müzelerimizin durumunu iyileştirmek amaçlı sosyal bilimler liselerinin ilgisini bu yana çekmek, müzeler açısından büyük ölçüde faydalı olacaktır. Tarih ve kent müzelerinde yapılacak olan turlarda belli günlerde belirlenen öğrenciler rehberlik edebilmeli, bu rehberlik sonucunda hem kamusal sorumluluklarını yapmalı, hem de tarih bilgisini ve bilincini ilerletebilmelidir. Rehberlik edeceği her konuya önceden hazırlanarak farklı kaynaklardan farklı bilgiler alacaktır bununla beraber kitaba ve de araştırmaya olan ilgisi de artacaktır. Sosyal bilimci olma bilincini erken kazacak olan öğrenciler kendilerini ve de geçmişine güven duymaya başlayacaktır.
Kısıtlı kaynak, zengin kültür ve de birçok eser üçgenin arasında kalan otoriteler müzelerimize gereken önemi verememişlerdir. Çoğu tarihi eserler yurtdışına kaçırılmaya çalışılmış kalanlarda bilinçsizlik yüzünden harap olmuştur. Ancak elimizde kalan eserler bile birçok ülkenin imreneceği kalitede ve çokluktadır. Kalan eserleri korumak ve sergilemek elimizdedir bu da sosyal bilimcilerin asli vazifesidir.
Oluşturulacak tarih bilinci ile müzelere gereken önem verilecektir. Ancak bunu sağlayabilmek için müzelerimizin doğal görünümde olması ve de eserlerin araştırılarak detaylı bilgilere ulaşılması gerekmektedir. Böylece millilik bilinci ve de beraberlik sağlanacaktır. Sağlam zemine sağlam taşlar denk oturacaktır. Yani sosyal bilimciler toplum arasındaki yerini görmede sıkıntı çekmeyecektir, düşmanları karşısında da toplumundan aldığı güçle dimdik durabilecektir.
Araştırmacı Yazar Ömer Oğuzhan Tüfekçi
Kaynaklar: • http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi51/birinci.htm • Eli Barnavi,”Müzecilikte Yeni Yaklaşımlar Küreselleşme Ve Yerleşme”, Avrupa Müzesi Yoluyla Bir Avrupa Bilinci Yaratmak,s93,Aralık 200 http://www.kulturvarliklari.gov.tr/belge/1-35580/host_yonlendirmesi.html • http://arsic.sabah.com.tr/2006/06/11/gnd127.html • http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=249881 • http://www.tarihvakfi.org.tr/icerik.asp?IcerikId=128 • http://arsiv.zaman.com.tr/2002/11/20/kultur/butun.htm • http://www.yeniasya.com.tr/2007/05/23/kultur/h1.htm • M.öcal Oğuz, Gulin Öğüt Eker, Nebi Özdemir ,”Dünya Halkbilimi Çalışmaları Tarihi”,s255, Ankara 2003 • M.öcal Oğuz, Gulin Öğüt Eker, Nebi Özdemir ,”Dünya Halkbilimi Çalışmaları Tarihi”,s280-281, Ankara 2003 • Francis Levy,”Kent,Toplum,Müze Deneyimler-Katkılar”, Maddi Olmayan Bir Müzeye Doğru,s47,Ekim 2001
|
Yorumlar
RSS ile Abone Ol (Bu makaleye yapılan yorumlar için RSS beslemesi)