Atatürk ve Din
Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Kemal Atatürk hakkında gerek kendi döneminde gerekse günümüzde din düşmanı olduğu yönünde bir takım art niyetli kişiler tarafından yoğun bir kampanya başlatılmıştır. Bu art niyetli faaliyetlerin sebepleri üzerinde biraz düşünüp, araştırma yaptığımızda şu çarpıcı bilgiler ortaya çıkıyor.
Bilindiği üzere Kemal Atatürk, Cumhuriyeti kurduktan hemen sonra; Genç Cumhuriyetimizin en kısa zamanda modern uygarlık seviyesine ulaşabilmesi için bir takım reformlar (devrimler) gerçekleştirmiştir. Reformlar içerisinde; kılık-kıyafet, harf, tekke ve zaviyelerin kapatılması, Türk Tarımının ve Ekonomisi’nin millileşmesi gibi re-formlar yer almıştır. Kemal Atatürk’ün hilafeti ortadan kaldırmasıyla birlikte, tekkeler ve zaviyeler de kaldırıldı. Pek tabidir ki; bundan en fazla zarar gören, buralardan beslenen sözde din adamları olmuştur. Genç Cumhuriyet Devleti’nin nüfusunun % 90’ının Müslüman olduğu göz önüne alındığında; rantları ellerinden alınan sözde din adamları Kemal Atatürk’ün din düşmanı olduğu yönünde bir takım söylemler geliştirdiler.
Cehalet zincirlerinden henüz kurtulamamış olan halkımızın gözünde din adamları aydındı, dindardı ve onların her söylediği doğruydu. Onlara inanmamak dine isyan etmek anlamına geliyordu. Bu sebepledir ki; Kemal Atatürk hakkında ileri sürülen iftiralara cehaletten henüz kurtulamayan halkımız inanmıştır. Bu yanlış inanışlar bugün bile etkisini sürdürmektedir. Atatürk için Deccal, İngiliz Casusu, Selanikli ve Dinsiz Kemal denilmektedir. Öncelikle Atatürk’ün din düşmanı olduğu yönünde ortaya konulan iddialara ve iddialar için yapılan yorumlara bir göz atalım. * Türk ulusunun yürümekte olduğu ilerleme ve uygarlık yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale pozitif bilimdir. (Kaynak: Atatürk, 1933, 10. Yıl Nutku. Söylev ve De-meçleri. * Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. (Kaynak: Atatürk, 1925, Kastamonu Nutku. Söylev ve demeçleri) * Atatürk’ün ilkokullarda dahi öğretilen, çokça bilinen bu popüler sözlerinin arkasında yatan asıl dünya görüşünü birçok insan kavrayamamış durumdadır.
Devrimlerinin çoğunu (hilafetin kaldırılması, tevhid-i tedrisat, anayasadan “Türkiye Devleti’nin dini İslam’dır” maddesinin kaldırılması, laiklik ilkesinin getirilmesi, Arap harflerinin kaldırılıp, Latin harflerinin kabulü gibi…) dinin ümmet toplumu üzerindeki hegemonyasını kırma ve millet toplumu yaratma amacıyla yapmış bir liderin hala samimi bir dindar sanılması şüphesiz ki yalancı devletin ve onun şaklabanlarının başarılı sansür politikasının sonucudur.
O halde biraz daha ileri gidelim, insan değil koyun yetiştiren korkak devletin politikaları yüzünden okullarda bahsi geçmeyen, unutturulan, sansürlenen, görmezden gelinen sözlerini ele alarak Türk milletinden gizlenen gerçek Kemal Atatürk’ü anlayalım: “Ben size manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir doğma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telakileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur” (Kaynak: Atatürk, 1933, Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’e hitaben, İsmet Giritli, Kemalist Devrim ve İdeolojisi) * Dine inanan bir insan, ayetleri “doğma” olarak nitelendiremez. Kuran’daki “Allah’ın hükümlerinin asla değiştirilemeyeceğini” belirten ayete atfen “asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur” diyerek, Kuran’ın akla aykırı olduğunu söyleyebilen birinin Kuran’a ve dine inandığı düşünülemez.
“Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir. İslam ananesinde bu ayetlerin Muhammed’e Cebrail adında bir melek vasıtasıyla Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur. Muhammed birdenbire Allah’ın resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur” (Kaynak: Atatürk, 1931, Lise için yazdığı Tarih Kitabı)
* İslam’a inanan bir insan, İslam Peygamberine saygısı gereği “Hz. Muhammed” olarak hitap eder. Yalnızca “Muhammed” hitabında bulunabilecek bir kimse ancak İslam’a inanmayan biri olabilir. * Ayetlerin Allah tarafından Cebrail aracılığı ile vahiy edildiği kesin bir dille Kuran’da belirtilirken; “İslam ananesinde böyle kabul olunur” diyerek, bunun bir done değil, bir varsayım olduğunu vurgulamıştır. * Muhammed’in çevresindeki olaylardan etkilenerek vahiy ve ilham fikri ile harekete geçip, peygamberlik iddiasında bulunduğunu söylemiştir. Burada vahyin Allah kelamı değil, Muhammed’in kendi tasarladığı bir fikir olduğunu belirtmektedir. Böyle bir yorumu ancak dinsiz biri yapabilir. * “Prensiplerimiz, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutulmamalıdır. Biz ilhamlarınızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz” (Kaynak: Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi Programı. Söylev ve Demeçleri/ Cilt 1, Sf 389) Kuran ayetlerini “gökten ve gaipten indiği sanılan”, “dogmalar” olarak nitelemiştir. Bu yorumu ancak inançsız biri yapabilir. * Aynı şekilde, Kuran’a göre “ümmet” ifadesi de İslam Dini’ne inanan bütün insanları kapsayan bir kavramdır; fakat Atatürk, “ümmet” ifadesinin Muhammed’in kabileleri birleştirerek yaratmak istediği “Arap Milliyeti” fikrinin sonucu olarak değerlendirmiştir. İslam Dini’ne göre Kuran, bütün insanlığa gönderilmiştir. Atatürk’e göre ise Kuran; Allah’ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitaptır. * Kuran’a göre devlet kuranlar hükümleriyle, yani şeriat hukukuyla yönetilir. Devlet İslam Devletidir. Atatürk’e göre ise devletin resmi dini yoktur. * “Bizi yanlış yola sevk eden habisler biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir” Kaynak: Atatürk, 1923, Adana Nutku. Söylev ve Demeçleri. Atatürk’e göre din, insanları yoldan saptıran habis (TDK’nın tanımına göre; alçak, soysuzların) aracıdır. Kaynaklar gösterilerek Atatürk’ü din düşmanı ilan edenlerin ‘Cımbızlama Tekniği’ kullandıkları kesin görünüyor. Kaynaklardan işlerine gelen kelimeleri, cümleleri veya paragrafları alıp servis etmişlerdir. Ortaya atılan onlarca iftiralardan sadece en öne çıkanları naklettikten sonra; yine aynı kaynaklar esas alınarak Atatürk’ün gerçekten bir din düşmanı mı, yoksa gerçek bir Müslüman mı olduğunu irdelemeye çalışalım. Makalemin devamı, yukarıda geçen haksız ithamların yanıtlarını “Atatürk ve İslam (2.Bölüm)” isimli makalemde bulacaksınız…
Yazar Hakkında
1960 yılında Kırıkkale'de doğdum. İlk ve ortaokulu Kırıkkale'de, liseyi de Ankara'da tamamladım. Üç çocuk babasıyım. Okumayı, araştırmayı, yorum ve eleştiri yapmayı severim. Bu birikimlerimden faydalanarak "Mevtadan Mektup Var! isimli birde kurgu romanım yayınlanmıştır. Roman sevenlere tavsiye ediyorum. Ortaokul ve lise yıllarımda oluşturduğum arşivimden ve günümüz teknolojisinden faydalanarak bu sitede makale yazmaya başladım. Amacım; makaleseverlere doğru bilgiye dayanan yazılar hazırlamaktır. Bilgi birikimlerimi kişisel dünya görüşümle harmanlayıp, okuyucusu ile buluşturmaktır. Okuyucularımdan beklentim şudur; yazdıklarımı beğenin veya beğenmeyin, lütfen yorum yapın, beğenip beğenmediğinizi belirtin. Çünkü; sonuçta yazarlarda insandır, yanılabilir. Hatalarımı göstermeniz dileğimle, hepinize saygılarımı ve selamlarımı sunuyorum. E-Mail: atessbeyy@mynet.com
Allah'a emanet olunuz...
|
Yorumlar
RSS ile Abone Ol (Bu makaleye yapılan yorumlar için RSS beslemesi)