Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Atatürk’ün Ekonomi Politikası ve Devletçilik Anlayışı

(1 oy, 1.00 / 5)
Yazar: Halit Durucan | Kategori: Atatürkçülük | Tarih: 12 Şubat 2013 | 907 kez okundu

 

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Paşa’nın yaptığı inkılâplar, kurulan yeni Türk Devleti’ne pek çok kazançlar sağlamıştır. Hiç şüphesiz ki, Gazi Paşa, yaptığı tüm inkılâpları tarihin süzgecinden geçirerek, yüzde yüz milli esaslar üzerine geliştirmiş ve uygulamıştır. Türkiye’nin en kısa zamanda kalkınabilmesi için Türk Ekonomisi’nin de yüzde yüz milli ve öz bir güven içinde planlanması ve uygulanması gerekiyordu. Gazi Paşa’nın ekonomideki devrimlerinin esaslarına bakıldığında ideolojik öğretilerden esinlenmediğini; aksine Osmanlı’nın çöküş sürecini tetikleyen ekonomik etkenleri doğru tahlil ettiğini; buradan bir ders çıkartarak ekonomi alanında program geliştirip uyguladığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Gazi Paşa’nın, Osmanlı’dan devraldığı ekonomik yapı asırlar boyu değişmeden devam etmişti. Nüfusun 5/4’ü tarım ile geçimini sağlıyor, tarımcılık ilkel yöntemlerle yapılıyordu. Ürünlerin pazarlara ulaşması söz konusu bile olmadığından köylüler, ürünlerini kendileri tüketmek zorunda kalıyordu. Şehirde yaşayanlar ihtiyaç duyduğu tarım ürünlerini ancak yakın bölgelerden karşılıyorlardı. Tren yolları, tarım ürünlerinin başka şehirlere taşınmasına yetecek durumda olmadığından karayolları tercih ediliyordu. Bu nedenle ürünler ancak kağnılarla naklediliyordu.

 

Ekonominin, iç ve dış ticaretin azınlıkların elinde olması, sanayi üretiminin ise sadece el sanatlarından ibaret olması, batılıların kapitülasyonlarla elde ettiği gelirler ve diğer taraftan dayatılan serbest ticaret, Anadolu’da sanayinin kurulmasını engellemiş; mevcut olanları da yok etmiştir. Bu olumsuzluklar neticesinde Türk Halkı, sanayi ürün ihtiyaçlarını ithal ederek karşılıyordu. İthal edilen ürünlerin başında fındık, incir, kuru üzüm, tütün ve az sayıda halı gibi el sanatı ürünleri geliyordu.

 

Serbest ticaretin etkilerini 1934 tarihinde içişleri bakanlığı şu şekilde ortaya koymuştu: “Gümrük kapıları ardına kadar açık tutulduğu dönemde, Avrupa’dan ithal edilen ipekli kumaşlar Bilecik dutluklarının harap olmasına neden oldu. 1821 yılında 600 adet el tezgâhına sahip olan Üsküdar’da 40 tezgâh kaldı. Aynı şekilde 1812 yılında 3000 tezgâh bulunan Tırnova’da tezgâh adedi 1000 adede indi. Mensucat (dokuma) sanayinin çöküşü diğer sanayi dallarını da etkiledi. Memlekette sanayinin bir gün tekrar canlanacağı ümidi hemen hemen yok gibiydi”

 

Anadolu toprakları savaşlar nedeniyle yıpranmış; tarım alanları İtalyan, Fransız ve Yunan istilaları sonucunda büyük hasar görmüştü. Lozan Antlaşması ile Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan nüfus mübadelesi sonucunda Anadolu’da birçok el sanatı, sanayi ve ticaret olumsuz bir şekilde etkilenmiş, hatta yok olma noktasına gelmişti. 1926 yılına kadar Türkiye’den ayrılan tüccar, esnaf ve zanaatkârlardan oluşan 1,3 milyon Yunan vatandaşına karşılık, Trakya’dan Anadolu’ya tarımla ilgilenen 400 Türk gelmişti.

 

Kemal Atatürk, ekonomi alanındaki düşüncelerinin tamamını 17 Şubat 1923 tarihinde toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde açıklamıştır. Yani henüz Cumhuriyet bile ilan edilmemiş; Lozan görüşmeleri ve işgallerde tüm hızıyla devam ediyordu.

 

Kemal Atatürk şöyle demişti: “Bir milletin doğrudan doğruya yaşantısı ile ilgili olan o milletin ekonomik durumudur. Tarihin ve tecrübenin süzgecinden arta kalan bu hakikat, bizim milli yaşantımızla ve milli tarihimizle tamamen kendisini göstermiştir. Gerçekten de Türk tarihi incelenecek olursa, gerileme ve yıkılma nedenlerinin ekonomik problemlerden başka bir şey olmadığı derhal anlaşılır…

Kemal Atatürk, ulusal politikanın önemini de şu sözlerle anlatmıştır: “Osmanlı tarihinde bütün çabalar ve bütün çalışmalar milletin arzusu, emelleri ve gerçek ihtiyaçları göz önünde bulundurularak değil, şunun-bunun kişisel hırslarını, emellerini yerine getirme yönünde yapılmıştır…

 

Kemal Atatürk, ekonomik ve politik alanlarda verilecek kararlarda Türk Milleti’nin de söz sahibi olması gerektiğini düşünmüştür. Bu sebeple; General Kazım Karabekir başkanlığında toplanan kongreye tüm illerden tüccar, sanayici, esnaf, çiftçi ve işçi temsilcileri olmak üzere toplam 1135 temsilci katılmıştır. Kemal Atatürk konuşmasında; “Tam bağımsızlık için şu prensip vardır: Milli Egemenlik, Ekonomik Egemenlikle pekiştirilmelidir. Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa kazanılacak başarılar yaşayamaz, az zamanda söner…

 

Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşları ve Ekonomi alanında yaptığı milli inkılâplar, batı emperyalizmine karşı kazanılan ve bu yönüyle dünyada eşi olmayan büyük bir başarıdır. Bu başarıları Lozan’da da sürdürebileceğini bekleyen Kemal Atatürk, İngiltere’nin ve onun güdümünde hareket eden batılı emperyalist devletler, Kemal Atatürk’ten sömürgelerini aynen devam ettireceklerini belirterek baskı kurmuşlardır. Lozan görüşmelerini sürdüren İsmet İnönü, Lord Curzon ve Amerika Murahhası Mr. Chaild ile yaptığı görüşmeleri hatıralarında şu şekilde aktarmıştır:

 

Curzon: “Konferansta bir neticeye varacağız; ama memnun ayrılmayacağız. Hiçbir işte bizi memnun etmiyorsunuz. Hiçbir dediğimizin makul olduğuna, haklı olduğuna bakmaksızın kabul etmiyorsunuz. Hepsini reddediyorsunuz. En nihayet şu kanaate vardık ki; ne reddederseniz hepsini cebinize atıyorsunuz. Memleketiniz haraptır. İmar etmeyecek misiniz? Bunun için paraya ihtiyacınız olacaktır. Parayı nereden bulacaksınız? Para bugün dünyada bir bende var bir de yanımdakinde. Unutmayın, ne reddederseniz hepsi cebimdedir. Nereden para bulacaksınız; Fransa’dan mı”

İsmet Paşa; “Evet

Lord Curzon: “Para kimsede yok. Ancak biz verebiliriz. Memnun olmazsak kimden alacaksınız. Harap bir memleketi nasıl kurtaracaksınız? İhtiyaç sebebiyle yarın para istemek için karşımıza gelip, diz çöktüğünüz zaman, bugün reddettiklerinizi cebimizden birer birer çıkartıp size göstereceğiz. Evet, bize karşı bir zafer kazandınız, fakat ulusal (ekonomik ve politik) bağımsızlığınız için gerekli bütün koşulları sağlamanız bizim çıkarlarımızla uyuşmaz. Eğer bunda direnecekseniz bunun bedelini ileride size ödetiriz. Harap olmuş ülkenizin imarı için bize muhtaç olacaksınız. Bizden alacağınız yardımın karşılığı ekonomik ve politik tavizler olacaktır

 

Bu konuşmalardan da anlaşılıyor ki, Lozan görüşmelerinde emperyalistlere kesinlikle taviz verilmemiş, ulusal çıkarlarımız, politik ve iktisadi açıdan hassasiyetle korunmuştur. Kemal Atatürk, Osmanlı’yı sömürge durumuna getiren sürecin kapitülasyonlar olduğunu belirterek iktisat kongresinde şu açıklamalarda bulunmuştur: “Emperyalist ülkeler, sömürgelerinde sömürü mekanizması olarak kendi mallarının bu ülkelere kolayca girmesini sınırlayacak olan gümrük tarifeleri ile korumacılığı engellemişlerdir.

 

Kemal Atatürk, emperyalistler önünde sergilediği milli direnişini zafere dönüştürdükten sonra, ülkenin topyekûn kalkınabilmesi için ülkenin elindeki son imkânları seferber etmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Bunun için özel girişimciliğe büyük önem vermiştir. Ancak 1929 yılında patlak veren ekonomik sıkıntıların ve özel girişimcilerin yeterli bilgiye, birikime ve sermayeye sahip olmaması ekonomi politikasının yönünün değişmesine neden olmuştur. Özel girişimcilerin bu sıkıntıların altından kalkamayacağını anlamış ve bu nedenle devletçi bir anlayışa geçiş yapmıştır.

 

Hükümet, özel girişimcilere finans sağlamak amacıyla 1924 yılında İş Bankası’nı kurmuş; 1927 yılında çıkartılan Teşvik-i Sanayi Kanunu ile özel yerli sanayiye çok geniş koruma ve muafiyet imkânları sağlamıştır. Osmanlı’dan Atatürk Hükümeti’ne kalan fabrikalar, Tuz, petrol, benzin, barut ve patlayıcı üreten fabrikalardı. Sayısı 22’yi bulan bu fabrikalar 1925 yılında Sanayi ve Maden Bankasına devredilmiştir. Bu dönemde Atatürk Hükümeti’nin yaptığı en önemli işlerden bir tanesi de demiryollarının yapılmasıdır.

 

1930 yılında neredeyse tamamı yabancıların elinde olan demiryolları birer birer alınarak millileştirilmiştir. Bu dönemlerde Merkez Bankası’nın olmaması sebebiyle bir yabancı banka olan Osmanlı Bankası, Atatürk Hükümeti’nin işini kolaylaştırmıştır. Osmanlı Bankası üzerinden tutarlı bir para politikası izlenmiş ve döviz işlemleri üzerindeki kontrollere de imkân sağlamıştır. İzmir İktisat Kongre’sinde alınan kararlarla ‘aşar’ kaldırılarak devletin vergi kayıpları önlenmiştir. Gümrük vergilerinin düşürülmesiyle birlikte Türk İthalatçılar 1929 yılına göre daha geniş ölçüde ithalat yapma imkânına kavuşmuştur.

 

Ancak ABD’de meydana gelen 1929 bunalımı ve Osmanlı’nın borç yükü, Türk ekonomisini büyük bir sıkıntıya sokmuştur. Türk Lirası’nın değeri düşmüş, dış ticaret her yıl açık vermiş, işsizlik sayısı sürekli artmıştı. Bu olumsuzlukları bir an evvel çözmek için tek çıkar yol Türkiye’nin sanayi mallarını kendi karşılaması gerekiyordu; ancak on yıllık deneyim ile özel sektörün bunları başarması imkânsızdı. Bu nedenle devletin ekonomiye daha aktif bir şekilde müdahale etmesi zaruret haline gelmişti. İlk iş olarak Atatürk Hükümeti, Türk Lirası’nın değerini yükseltmek maksadıyla 1930 yılında kanun çıkartmış; ticaretin düzenlenmesi için de Ticarette Teğşişin Men’i ve İhracatın Murakabesi ve Korunması Kanunu yürürlüğe konulmuştur. 1930 yılında Merkez Bankası’nı, 1933 yılında da devletin kuracağı sanayinin projelerini hazırlamak ve finansmanını sağlamak için bir yatırım bankası olan Sümerbank’ı kurmuştur.

 

Kemal Atatürk’ün devletçilik anlayışının temel amacı; devlet öncülüğünde planlı sanayileşme fikri bulunmaktaydı. 1934 yılında uygulanan Beş Yıllık Sanayi Planı ile Türkiye, gelişmekte olan ülkeler arasında planlı kalkınma hamlesini gerçekleştiren ilk ülke olmuştur. Birinci Beş yıllık Sanayi Planı’na dayanarak 1932 yılında S.S.C.B ile 8 milyon dolar tutarında faizsiz 20 yıllık borç anlaşması imzalanmış; ancak gelecek yıllarda böylesi bir borçlanmaya gidilmemiştir. Alınan bu kredilerle Kayseri’ye bir dokuma fabrikası kurulmuş; bu planın projesini ve finansmanını Sümerbank üstlenmiştir. Sanayileşmede hamleler bunlarla sınırlı olmamıştır. Yurt içinde üretilen ürünlerin işletilmesi de planlamıştır. Ayrıca 6 alt sanayi grubunda toplanan ileri sanayi üretiminin de gerçekleştirilmesi hedeflenmişti; kimya, selüloz, madencilik, tekstil, seramik, demir, çelik vs. Bu planla; 45 milyon Türk Lirası ile 20 fabrika kurulmuş; İş Bankası; şişe ve cam fabrikalarının kurulmasını ve işletilmesini gerçekleştirmiştir.

 

Sonuç itibariyle diyebiliriz ki; Kemal Atatürk’ün ekonomi politikası, bağımsızlık temelleri üzerine bina edilmiştir. Politik bağımsızlığın ana koşulunun ekonomik bağımsızlık olduğunu iyi analiz eden Kemal Atatürk, bu amacını çok büyük imkânsızlıklar içinde gerçekleştirmiştir. Planlarını ve programlarını şekillendirecek ne bir doktrin vardı, ne de önünde bir örnek! Mevcut doktrinler ve öğretiler sadece emperyalist devletlerin uygulamalarından ve dayattıklarından ibaret olduğu için Kemal Atatürk onları bir kurtarıcı proje olarak görmemiştir. Yeni kurulan Sovyetler Birliği’nin rejimini de, kurmayı planladığı Cumhuriyet Türkiye’si için uygun bir rejim olarak görmemiştir.

 

Kemal Atatürk’ün ‘DEVLETÇİLİK’ anlayışı kesinlikle bir ideolojik anlayışın sonucu olmayıp; tamamen Türkiye’nin gerçek ihtiyaçlarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır, Geriye dönüp baktığımızda 1929 Bunalımı yaşanırken; Türkiye, 1930’lu yıllarda ulusal bir sanayileşme hamlesi gerçekleştirmiştir. 1930-1932 yıllarında yıllık ortalama %3,5, 1933-1939 yıllarında ise % 8,1’lik bir ekonomik büyüme gerçekleştirilmiştir. Alınan ekonomik tedbirlerle ticaret açığı fazlaya çevrilmiştir. 1932-1939 yıllarında yabancı şirketlerin tamamı tasfiye edilmiş, demiryolları millileştirmiştir. Sümerbank, Etibank, Denizcilik Bankası kurularak Türk Ekonomisinin lokomotifi yapılmıştır.

 

Ayrıca Türk sanayisinin temellerini oluşturan demir-çelik, dokuma, kâğıt, kimya, şeker, cam gibi çeşitli sanayi dalları kurulmuştur. Kemal Atatürk, ağır sanayi hamlesini gerçekleştirirken bol imkânlı şartlara sahip değildi. Kemal Atatürk, bir yandan yoksulluk içinde olan Türkiye’yi kalkındırmış, bir yandan da emperyalistlere karşı masada ve cephelerde mücadele etmiş ve bu onurlu mücadelelerini başarılarıyla taçlandırılmıştır. Ancak ne üzücü ve ne düşündürücüdür ki; Cumhuriyetin tüm kazanımları yabancı sermayeye üçer-beşer devredilmekte ve bu saçmalığın adına da global iktisat anlayışı denilmektedir.


Yazar Hakkında

1960 yılında Kırıkkale'de doğdum. İlk ve ortaokulu Kırıkkale'de, liseyi de Ankara'da tamamladım. Üç çocuk babasıyım. Okumayı, araştırmayı, yorum ve eleştiri yapmayı severim. Bu birikimlerimden faydalanarak "Sanal Cinayet" ve" "Kristal Dünyalar" isimli iki eserim yayınlanmıştır. Eserlerimi okurken, usta bir yazarın kitaplarını okurken aldığınız hazzı alacak, ilginç olaylara şahit olacaksınız. Ortaokul ve lise yıllarımda oluşturduğum arşivimden ve günümüz teknolojisinden faydalanarak bu sitede makale yazmaya başladım. Amacım; makaleseverlere doğru bilgiye dayanan yazılar hazırlamaktır. Bilgi birikimlerimi kişisel dünya görüşümle harmanlayıp, okuyucusu ile buluşturmaktır. Okuyucularımdan beklentim şudur; yazdıklarımı beğenin veya beğenmeyin, lütfen yorum yapın, beğenip beğenmediğinizi belirtin. hepinize saygıları sunuyorum. E-Mail: atessbeyy@mynet.com

Allah'a emanet olunuz...


 


Makale Kaynağı: Halit Durucan - MakaleMarketi.com

___________________________________________________________________

___________________________________________________________________

Yorumlar geçici bir süre için sadece üyelerin kullanımına açıktır.

Makale Yazın

Üye girişi yaparak siz de makale yazabilir, web sitenize yönlendirme yaparak veya iletişim bilgilerinizi ekleyerek kişisel/kurumsal popüleritenizi arttırabilirsiniz. Makale yazmaya başlamak için Şimdi Kaydolun!

Araştırın

Araştırmasını yaptığınız konuyla ilgili kelimeyi girip "Ara" butonuna basınız. Alakalı sonuçlar listelenecektir.