Toplum ve Haberler > Din ve Maneviyat > Ateizm ve Toplum (4.Bölüm)

Sponsorlu Bağlantılar

Allahı Zikretmeyi Unutma

Sponsorlu Bağlantılar

Makale Marketi Blog Makale Marketi Facebook Makale Marketi Twitter


Ateizm ve Toplum (4.Bölüm)

(0 oy, 0 / 5)
Yazar: Hüdai Çakmak | Kategori: Din ve Maneviyat | Tarih: 29 Ağustos 2011 | 350 kez okundu

 

Ateizm ve Toplum (3.Bölüm) isimli makalenin devamıdır.

 

Ateizm tanrının yanı sıra tüm ruhani varlıkları da reddeder. Ruhani varlıklar dinî sistemlerin temel direklerini meydana getirdiği için buradan ateizmin tüm dinleri de reddettiği sonucu çıkar. Yani ateizm, Yahudi geleneğinden gelen dinlerin yanı sıra Dinka ve Nuer gibi Afrika dinlerinin de, Roma ve Yunan medeniyetlerinin antropomorfik tanrılarının da, Hinduizm ve Budizmin ruhani kavramlarının da reddi anlamına gelir.


Bununla birlikte çok geniş, tarihi, kültürel, bilimsel ve felsefi temelleri olan ateizmi sadece tanrının ve dinlerin reddi olarak tanımlamak yetersiz ve yersiz bir açıklama olur. Ateizmin ortaya koyduğu kendine özgü yaşam şekli ve sosyal etkileriyle çok daha derin bir felsefe olduğu kesindir.

Maddeci öğretinin geniş kitleler tarafından anlaşılmasına önemli katkıları olan Marksist filozof Georges Politzermaddeciliği: “..belli ilkelerden hareket ederek doğa olaylarını ve bunun doğal sonucu olarak toplumsal yaşamın olaylarını anlama ve yorumlama tarzı...” olarak tarif eder.

Georges Politzer felsefenin temel sorununu ise; "Ya madde başı sonu olmayan, sonsuz ilktir ve ruh bundan türemiştir. Ya da ruh başı sonu olmayan, sonsuz ilktir ve madde bundan türemiştir” şeklinde özetler.

Politzer'e göre burada birinci yanıt felsefi maddeciliğin, ikinci yanıt ise felsefi idealizmden gelen bütün öğretilerin temelini oluşturur. Materyalizm ve uzantısı olan ateizm birinci cevabı seçmiştir. Bu varsayıma göre madde sonsuz ilktir; ruh, bilinç gibi metafizik olgular bu sonsuz ilkten türemiştir.

Tanrı fikrine karşı çıkışta ateizmin öne sürdüğü kanıtlar çok ve çeşitliyse de 7 temel başlık altında irdelenebilir. Maddenin (enerjinin) sakımı kanununa göre var olan hiçbir madde yoktan var olamayacaktır. Bu kanuna göre var olan her şeyin bir kaynağı (temeli) olmalıdır. 

Bu görüş sonuçta döner dolaşır bir temel ya da kaynağı olmayan, ezelden gelip ebede giden her şeyi sarıp sarmalamış mutlak ilim, mutlak irade ve mutlak güç sahibi bir Tanrı’ya gelip dayanır. 

Bir bakıma materyalizmin temeli olan maddenin sakımı kanunu bir Yaratıcının varlığının yadsınamaz kanıtı olur. İsteyen okuyucularımız maddenin sakımı kanunu bölümüne bakabilirler. 

Ateistler bu görüşe karşı çıkarlar. Onlara göre bu sonuç maddenin sakımı kanununa aykırıdır. Karşı çıkarlar ama ulaşılan sonuç aynı zamanda maddenin sakıma kanunun sonucudur. Eğer madde dışı belki henüz ne olduğunu tam bilemediğimiz bir Tanrının var olduğu kabul edilmez ise maddenin yokluktan varlığa geçtiği kabul edilmek zorunda kalınacaktır. 

Ne olduğunu tam bilmememiz Tanrının varlığını inkârı gerektirmez. Mevcut kanıtlar Onun var olduğunu göstermeye yeter. Materyalizm ve uzantıları teorilerin kabul etmemeleri bu gerçeği değiştirmez. 

Gerçekte tartışılan varoluşun birer eserler yumağı olup olmadığıdır ama canlı ve cansız dünyalar eser olmanın beş koşulunu (bilgi-irade-güç-madde-zaman) üzerlerinde taşıdığından eser oldukları konusunda en küçük bir kuşku yoktur. 

Ortada bir eser varsa bir eser sahibinin olacağı kesindir. Tüm varoluş mutlak irade mutlak ilim ve mutlak güç sahibi bir Yaratıcının var olduğunu kanıtlarıdır. Bunun nedeni ise tüm evrende gözlemlediğimiz düzenli sistemlerin varlığıdır. 

Fakat ateistler aynı fikirde değillerdir. Varoluşun düzenli ve uyumlu olduğu fikrine ateistler birkaç noktada karşı çıkmaktadırlar. Bunlardan ilki, kaotik evrende düzenli alt parçacıkların olabileceği varsayımıdır. Onlara göre herhangi bir düzenin oluşumunda kesin olarak zekâ gerekmez. Madde, zaman ve rastlantılar bu tür oluşumlar için yeterli olabilir.

Yirminci yüzyılın baş döndürücü hızla gelişen bilim ve teknolojisi ateistlerin basit bu nedenle rastlantısal olarak tanımladıkları evrensel düzenlerin hiçte zannedildiği gibi basit olmadıklarını; basite indirgenemez kompleks sistemler içerdiklerini göstermiştir. 

Örneğin bir maddenin en küçük parçası olan moleküllerin, molekülleri oluşturan atomların yüzlerce atom içi parçacıklardan oluştuklarını, bu parçacıkların çok ince, hassas kütlesel ve elektriksel dengeler içeren basite indirgenemez sistemlerle bir araya geldiklerini, asla rastlantısal olamayacaklarını gözler önüne sermiştir. (Daha fazla bilgi isteyen okuyucularımız atomlar ve moleküller bölümlerine bakabilirler.) 

Bu oluşumların nice milyar yıllardan beri düzenli sistemlerini muhafaza etmeleri entropi kanununa göre zaman içinde düzenlerin düzensizliğe dönüşeceği göz önüne alınırsa mutlak güç, mutlak irade ve mutlak ilim sahibi bir varlık tarafından kontrol edilip korunduğu, devamlılığının sağlandığı açıkça anlaşılır.

 

 


Makale Kaynağı: Hüdai Çakmak - MakaleMarketi.com

___________________________________________________________________

___________________________________________________________________

Yorum Yapın / Soru Sorun

NOT: Yorum Politikası gereği reklam amaçlı yapılan yorumlar yayından kaldırılır.


Makale Yazın

Üye girişi yaparak siz de makale yazabilir, web sitenize yönlendirme yaparak veya iletişim bilgilerinizi ekleyerek kişisel/kurumsal popüleritenizi arttırabilirsiniz. Makale yazmaya başlamak için Şimdi Kaydolun!

Araştırın

Araştırmasını yaptığınız konuyla ilgili kelimeyi girip "Ara" butonuna basınız. Alakalı sonuçlar listelenecektir.