Toplum ve Haberler > Hukuk > TBMM Üyelerinin Hukuki Statüsü

Sponsorlu Bağlantılar

http://www.ihtiyacinne.com

Sponsorlu Bağlantılar

Makale Marketi Blog Makale Marketi Facebook Makale Marketi Twitter


TBMM Üyelerinin Hukuki Statüsü

(0 oy, 0 / 5)
Yazar: Özgür Karacabey | Kategori: Hukuk | Tarih: 24 Aralık 2011 | 284 kez okundu

 

1982 Anayasasının 6. Maddesine göre, “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir. Türk Milleti, egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Devlet içindeki en üstün buyurma kudretinin Millete ait olduğunu belirten Milli egemenlik ilkesi, Türk hukukunda ilk defa1921 anayasasında yer almış daha sonra, diğer anayasalarımızda da yer almıştır.

Egemenliğin sahibi olan millet, bu egemenliğini ancak temsilcileri aracılığıyla kullanabilir. Dolayısıyla milletin temsili açısından bu temsilcilerin belirlenmesi, hak ve görevlerin neler olduğu, ne gibi güvencelere sahip oldukları ve görevlerinin ne zaman ve nasıl sona erdiğinin de tespiti önemlidir.

Bir ülkede, temsil görevini üstlenen kişilerin bu görevi gereği gibi yerine getirebilmeleri, kendilerine sağlanan güvence ve imkânların yanında, görev yaptıkları parlamentonun yapısı ve etkinliğine de bağlıdır. Parlamentolar, ancak halkın kontrolü altında oldukları zaman daha etkili olabilirler. Bu kontrol ya da temsil olmadığı zaman, parlamento organları, ülkenin gerçek menfaatlerini düzenli bir şekilde yürütecek bir rehberden mahrum kalmış olurlar. Bundan dolayı parlamentolar bütün ülkeyi temsil eder ve bu temsilinde de parlamento üyelerine birtakım sorumluluklar verildiği gibi, bazı ayrıcalıklarda verilmektedir.

I. Milletvekilliği Sıfatının Kazanılması: Anayasamız, Milletvekili sıfatının seçimle kazanılacağını öngörmektedir. Ant içmenin milletvekili sıfatının kazanılmasında hiçbir etkisi yoktur. Milletvekilliği sıfatının hangi anda kazanıldığına ilişkin anayasal ve yasal net bir düzenlenme yoktur. Bu sorunun cevabını Milletvekili Seçim Kanununun 35. Maddesine bakarak verebiliriz.

Bu maddeye göre, “milletvekili seçilenlere il seçim kurulu tarafından milletvekili seçildiklerine dair bir tutanak verilir. “2839 sayılı kanunun 36. maddesinden hareketle, milletvekilliği sıfatının, ilgili Seçim Kurulu tarafından milletvekili seçildiğine ilişkin tutanağın verilmesi ile başlaması gerektiği belirtilmiştir. Buna karşılık bazı yazarlar ise milletvekilliği sıfatının kazanılma anını tutanağın verildiği an değil, il seçim kurulunca tutanağın düzenlenme anı olarak kabul etmişlerdir.

Aynı görüşe çok yakın olmakla birlikte, tutanağın düzenlenmesinin değil, adayın milletvekili seçildiğinin il seçim kurulunca bir tutanak ile saptandığı anda milletvekilliğinin kazanıldığı savunulmuştur. Milletvekilliği sıfatının kazanılma anını daha ileriye götüren bir görü ise, oyların tasnif edilmesi ile bu sıfatı kazanılacağı zira milletin iradesinin o anda tecelli etmiş olacağını ileri sürmektedir.

Bu görüşler arasında hukuki temele en uygun olanının birinci görüş olduğu kanaatindeyiz. Her ne kadar bu görüşe iki önemli itiraz yapılmış ise de; bu itirazların da anayasal uygulamalar ışığında cevapları bulunabilmektedir. Birinci görüşe, yani milletvekilliği sıfatının kazanılma anının il seçim kurulunca tutanağın kazanan adaya verilmesi anı olduğuna ilişkin görüşe ilk itiraz olarak, 1961 Anayasası’nın 69. maddesi ile 1982 Anayasası’nın 77. madeninde ifadesini bulan, yeni meclisin seçilmesine kadar, yenilenmesine karar verilen meclisin yetkilerinin devam edeceğine dair hükümler gerekçe gösterilmektedir.

Tutanağın verilmesi ile milletvekilliği sıfatının kazanıldığı kabul olunursa, önceki meclisin yetkileri devam ettiğinden aynı seçim çevresine ait iki milletvekilinin olacağı, bu uygulamanın doğru olmayacağı belirtilmiştir.

II. Milletvekilliğinin Sona Ermesi: Milletvekilliğini sona erdiren neden seçimlerdir. Yeni seçimlere ister normal seçim döneminin bitmesiyle veya Meclisin kendi alacağı erken seçim kararıyla veya Cumhurbaşkanının Meclisi feshetmesiyle gidilsin, yeni seçimlere girmeyen veya girip de seçilemeyen milletvekillerinin milletvekilliği sıfatı sona erer; seçimlere girip de kazananların milletvekilliği sıfatı ise devam eder. Ancak sona erme halinde, sona erme anını tespit etmek gerekir.

Meclisin kendisi tarafından veya Cumhurbaşkanı tarafından seçimlerinin yenilenmesine karar verilmesi durumunda, milletvekilliği sıfatının yenileme kararının alındığı an sona ereceği iddia edilemez. Zira Anayasanın 77’nci maddesinin son fıkrası çok açıktır: “Yenilenmesine karar verilen Meclisin yetkileri, yeni Meclisin seçilmesine kadar devam eder”. Yetkinin devam etmesinin, bu yetkileri kullanan kişilerin de var olmasını gerektirdiğine göre, milletvekilliği sıfatının, yeni milletvekillerinin seçilmesi anına kadar devam ettiği sonucuna varmak gerekir.

Yukarıda milletvekili sıfatının kazanılma anı olarak il seçim kurulu tarafından milletvekilinin seçildiğine ilişkin tutanağın düzenlenmesini esas aldığımıza göre, burada milletvekilliğinin sona erme anı olarak 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 35’inci maddesinde öngörülen tutanağın düzenlenme anını kabul etmek gerektiğini düşünebiliriz.

III. Milletvekilliğinin Düşmesi: Milletvekilliğinin yasama dönemi sürerken herhangi bir nedenden dolayı ister kendiliğinden, ister meclis kararıyla sona ermesidir.

A. Düşme Halleri
1. İstifa 1982 Anayasasının 84. maddesinde, istifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesi istifasının geçerli olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Bakanlık Divanınca tespit edildikten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca kararlaştırılır. İstifa, yenilik doğurucu tek taraflı bir irade beyanı olduğundan, hukuken bunun kabulüne gerek olmadığı halde Anayasa istifayı kabul şartına bağlamıştır.

1982 Anayasasının istifanın kabulünü Meclisin kararına bağlayan hükmü çeşitli eleştirilere uğramıştır. İstifanın tek taraflı irade beyanı olduğu, meclisin bu konuda istifayı kabul etmeme gibi bir yetkiye sahip olmaması gerektiği belirtilmiştir. Milletvekilleri çeşitli sebeplerle istifa edebilirler. Bunlar arasında sağlık, siyasi nedenler olabilir. Diğer taraftan bir milletvekili görevini gereği gibi yerine getiremediğini düşünerek yâda milletvekilliğinin kendisi için çekilmez bir hal alması üzerine de istifa edebilir. Aynı zamanda milletvekilleri siyasi sebeplerle de istifa edebilirler.  

Örneğin bir ya da daha fazla milletvekili ara seçime gidilmesini temin etmek için istifa edebilirler. TBMM içtüzüğünün 136. maddesinin ise, “Türkiye Büyük millet Meclisi üyeliğinden istifa eden milletvekilinin istifa yazısının gerçekliği Bakanlık Divanınca yedi gün içinde incelenip tespit edildikten sonra üyeliğin düşmesine genel kurulca görüşmesiz karar verilir denmektedir. TBMM Bakanlık Divanı, istifa dilekçesinin ilgili milletvekiline ait olup olmadığını belirlerken, dilekçedeki imzayı, istifanın özgür irade ile verilip verilmediğini inceleyecek, gerekirse ilgili milletvekilini dinleyebilecektir. Eğer istifanın gerçek bir iradeye dayanan istifa olduğunu belirlerse bunu Genel kurula sunacaktır.

TBMM Genel Kurulunda, istifanın kabulü için nitelikli bir çoğunluk öngörülmediğinden Anayasanın 96. maddesi uyarınca toplantıya katılanların salt Çoğunluğunun kabul oyu yeterli olacaktır. TBMM Genel Kurulunun istifanın kabulü yönünde vereceği karar kurucu bir nitelik taşımaktadır. Böyle olunca da, bir istifa hukuki sonuçlarını istifa dilekçesinin TBMM Bakanlığına verildiği tarihten değil, onun Genel Kurulca kabul edildiği tarihten itibaren göstermeye başlar.

İstifa etmiş olan bir milletvekili, istifası kabul oluncaya kadar yasama meclisi üyelerine tanınan tüm yetkileri kullanmaya devam eder. Ayrıca istifa Genel Kurulca kabul edilinceye kadar istifanın geri alınması da mümkün olmalıdır. İstifa halinde ilgili milletvekilinin TBMM üyeliği Genel kurul tarafından istifanın kabulüne karar verilmesi ile düşecektir.

2. Kesin Hüküm Giyme Anayasanın 84’üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre, “milletvekilliğinin kesin hüküm giyme... Halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle olur”. Düşme anı, mahkeme kararının verildiği veya kesinleştiği an değil, bu kararın TBMM genel kuruluna bildirildiği andır. Bu durumda düşme, kesin hükmün genel kurula bildirilmesiyle kendiliğinden olur; bunun için TBMM genel kurulunda ayrıca bir oylama yapılmasına gerek yoktur. 84’üncü madde de kesin hüküm giymeden ne anlaşılması gerektiği belirtilmemiştir. Milletvekilliğinin düşmesine yol açacak kesin hüküm giymeyi, milletvekili seçilmeye engel olacak bir suçtan dolayı kesin hüküm giyme olarak anlamak gerekir.

3. Kısıtlama Kararı Milletvekili seçilme yeterliliğinin şartlarından biri de, kısıtlı olmamaktır. Bir mahkeme kararıyla, kısıtlama (hacir) altına alınan milletvekilinin milletvekilliği sıfatı, bu kararın verildiği tarihte değil, Anayasanın 84’üncü maddesinin 2’nci fıkrası uyarınca, “bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle olur”.

4. Milletvekilliğiyle Bağdaşmayan Bir Görev veya Hizmeti Sürdürmekte Israr Etme Milletvekilliği ile bağdaşmayan görev ve hizmetler Anayasanın 82. maddesinde sayılanlarla sınırlı kalmamış, maddenin son fırkası gereğince milletvekilliği ile bağdaşmayan diğer işlerin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Bu doğrultuda çıkarılan 31 Ekim 1984 tarih ve 3069 sayılı Kanunun 2. maddesi Anayasanın 82. maddesinin

I ve II. fırkalarını aynen tekrarlamakla birlikte, sonraki maddelerde yeni yasaklar getirmiştir. Buna göre “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, ayrıca 2’nci maddede belirtilen kamu kurum ve kurulularında ücret karşılığı iş takipçiliği, komisyonculuk, müşavirlik yapamazlar. Devletin şahsiyetine karı ilenen suçlar ile zimmet, ihtilas, irtikâp, kaçakçılık ve döviz suçları gibi devletin maddi çıkarları ile ilgili davalarda Devlet aleyhine vekil olamazlar; serbest mesleklerini icrada, ferdi iletmelerini idarede milletvekilliği unvanlarını kullanamazlar.

Milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdüren milletvekillerinin, milletvekilliğinin düşmesi yöntemi meclis iç tüzüğünde de düzenlenmiştir. İçtüzüğün 137. Maddesine göre, “anayasanın 82’nci maddesinde ve kanunlarda milletvekilliği ile bağdaşamayacağı belirtilen herhangi bir hizmeti veya görevi sürdürmekte ısrar eden üyelerin durumu Başkanlık Divanınca incelenir. Sonuç, Başkanlık Divanı kararı olarak Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu karma komisyona gönderilir. Karma Komisyon, yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasındaki usullere göre durumu inceleyerek bir rapor hazırlar.

Bu rapor, genel kurulda görüşülür. Üyelik sıfatının düşmesi söz konusu olan milletvekili, isterse karma komisyonda ve Genel Kurulda kendisini savunur. Veya bir üyeye savundurur. Son söz herhalde savunmanındır. Üyeliğin düşmesi, genel kurulda gizli oyla karara bağlanır. Oylama, karma komisyon raporu üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasından itibaren yirmi dört saat geçmeden yapılamaz.

Belediye Başkanı seçilen milletvekillerinin durumu: Milletvekilleri, istifa etmeden mahalli seçimlerde belediye başkanı adayı olabilirler. Seçilirlerse, 15 gün içinde belediye başkanlığı ile milletvekilliği arasında tercihte bulunmalıdırlar. Bu süre içinde tercih hakkını kullanmayan milletvekili, belediye başkanlığı görevini reddetmiş sayılır.

5. Devamsızlık Anayasamızın 84’üncü maddesini 4’üncü fıkrasına göre, meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz bir ay içerisinde toplam beş birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesi üzerine, Genel Kurulca üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyuyla karar verilebilir. Meclis çalışmaları denildiğinde, hem Genel Kurul hem de komisyon çalışmalarını anlamamız gerekmektedir.

Genel Kurul’da bulunmayan ancak o sırada komisyon çalışmalarında bulunan milletvekili o sırada birleşimde yok sayılamaz. Yeri gelmişken “birleşim” sözcüğünün anlamına bakmak gerekirse, TBMM İçtüzüğü’nün 1. maddesinde “birleşim” “Genel Kurulun belli bir gününde açılan toplantısıdır.” denmektedir. Aynı maddede “oturum, bir birleşimin ara ile bölünen kısımlarından her biridir” denerek, birleşimlerin oturumlara ayrıldığı belirtilmektedir. Bir birleşimin başında yapılan yoklamada hazır bulunan milletvekili sonraki oturumlara katılmasa bile, o birleşimde var sayılmalıdır.

TBMM Bakanı birleşimi açtıktan sonra gözlem (müşahede) yoluyla toplantı yeter sayısının var olduğunu saptarsa uygulamada o birleşimde tüm milletvekillerinin var olduğu varsayılır. Bu uygulamanın sonucu olarak, birleşim başında, müşahede yoluyla yoklama yapılıp, daha sonra toplantı yetersayısı için yapılan oylamada bulunmayan milletvekillerinin o birleşimde devamsız kabul edilmeleri mümkün değildir.

Diğer taraftan bir milletvekilinin birleşimlere izinsiz ve özürsüz olarak katılmaması gerekir. Önceden izin alan milletvekilinin izinli olduğu birleşimlerde yok sayılmaması, özrünü belgelendiren milletvekilinin de aynı şekilde yok sayılmaması icap eder. Anayasaya göre devamsızlık konusu birleşimlerin arka arkaya olması da art değildir. Bir ay içerisinde değişik zamanlardaki birleşimlere be defa katılmamak yeterlidir.

6. Cumhurbaşkanı Seçilme
Cumhurbaşkanı seçilen milletvekilinin, milletvekilliği de sona ermesidir. Bu sona erme kendiliğinden gerçekleşmekte olup, bunun için Meclisin herhangi bir karara ihtiyaç yoktur. Bu durum anayasanın 101. Maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülmüştür. Bu fıkraya göre, Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve TBMM üyeliği sona erer. Bu hükümden anlaşılacağı gibi, ilgili milletvekilinin milletvekilliğinin sona ermesi için, Cumhurbaşkanı seçilmiş olduğunun anlaşılması yeterlidir. Belirtmek gerekir ki, Anayasanın bu düzenlemesinde, Cumhurbaşkanlığının da milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar bu husus, milletvekilliğiyle bağdaşmayan işlerin sayıldığı 82. Madde de sayılmamış olsa da bunun bu şekilde kabul edilmesi gerekir. Çünkü bu husus, Anayasada ayrı bir hükümle tespit edilmiştir.

7. Partisinin Temelli Kapatılmasına Sebep Olma Anayasa Mahkemesinin kararında partinin kapatılmasına eylem ve sözleri ile sebebiyet verdiği belirtilen ve kapatılan siyasi partinin, kapatılmasına ilişkin davanın açıldığı tarihte parti üyesi olan diğer milletvekillerinin üyelikleri, kapatma kararının Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına tebliğ edildiği tarihte sona erer. 84’üncü maddenin ilk fıkrasında sayılan durumların aksine, bu iki durumda Meclis kararına gerek görülmemiştir.

Diğer bir deyimle, üyeliğin düşmesi otomatik olarak gerçekleşmektedir. Fıkrada düzenlenen ikinci durum Danışma Meclisi tasarısında yoktu. Hatta Danışma Meclisi tasarısı, parti kapatılması kararında sorumlu görülmeyen milletvekillerinin, bağısız olarak üyeliklerini sürdürebileceklerini açıkça hükme bağlamıştı. Söz konusu değişiklik, Milli Güvenlik Konseyince yapılmıştır. Konseyin gerekçesine göre, “parti üyesi olan milletvekillerinin parti yönetimi ile görevli olanlara, partinin kapatılmasına neden olabilecek davranışlardan kaçınmaları için uyarıda bulunmaları ve bu yönde daha dikkatli ve titiz davranmaları amaçlanmıştır.”

Partinin kapatılmasına sebep olan söz ve eylemlerde kişisel sorumluluğu saptanmamış olan milletvekillerine, sırf parti üyesi oluşları dolayısıyla böyle kolektif bir ceza uygulanması, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz. Gerçekten de Anayasa Mahkemesi anılan kararından “siyasi partiler için 69. maddede ceza yaptırımlarını kapsayan özel kurallar konulduğunu siyasi partiler için geçerli olan bu özel Anayasa kurallarının bireysel politik faaliyette bulunan ve seçimlerde bağımsız aday olanlara uygulanmasının söz konusu olamayacağını belirtilmiştir.

Bu kuraldan yalnızca “başka bir partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisi olmama” yasağının getirildiğini, buna karılık madde kapsamı içerisinden bağımsız aday olmalarına engel bir halin bulunmadığını söylemenin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Aslında burada söylenmesi gereken 1999 değişikliği öncesi Siyasi partiler Kanunun 95 maddesinde geçen “milletvekilliği için aday olamazlar” hükmünün, Anayasanın 69. maddesi değiştirilirken zımnen ilga edilmemi olduğudur. Zira 69. madde süre bakımından yasak süresini yeni bir partinin yöneticisi, üyesi ve denetçisi olmak bakımından 5 yıla indirmiştir.

Ancak aynı kişinin 10 yıl boyunca milletvekili adayı olamayacağına ilişkin kural Anayasanın 69. maddesindeki konudan farklı bir konuya farklı bir norm olgusunu düzenlemektedir. Dolayısıyla partisinin temelli kapatılmasına sebep olan bir milletvekilinin SPK'’nun 95. maddesinin 1999 değişikliğinden önceki hali ile 10 yıl süre ile bağımsız aday olması mümkün değildir. Nitekim 4445 sayılı kanun ile Siyasi Partiler Kanunu’nun 95. maddesinin değiştirilmesinden sonra maddede “…siyasi partiler bu kişileri hiçbir surette seçimlerde aday gösteremezler” ibaresinden anlaşılacağı üzere, partisinin kapatılmasına beyan ve eylemleri ile sebep olan milletvekilinin yapılacak seçimde bağımsız olarak milletvekilliğine aday olmasına bir engel yoktur denebilir.

Ancak bu değişikliğe rağmen 4445 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin, esasen olmayan bir engelin kaldırılması değil, aynı kişilerin yerel yönetimlerde de aday gösterilmelerini engellemek amacına dönük olduğu, partisinin kapatılmasına sebep olan milletvekilinin yasaklılık süresi içerisinde bağımsız milletvekili adayı olmalarının halen mümkün olmadığı öne sürülmüştür. Örneğin, Türkiye siyasi partilerin çok fazla kapatıldığı bir ülkedir.

Fazilet partisinin kapatılması: Anayasa Mahkemesi FP'nin odak olmaktan temelli kapatılmasına karar verdi. RP'nin devamı olma iddiası ise oy çokluğu ile düşürüldü. Kararda ayrıca, eylem ve beyanlarıyla partinin kapatılmasına neden olan Nazlı Ilıcak ile "Sütü bozuk 28 Şubat" sözleriyle büyük tepki toplayan Bekir Sobacı'nın milletvekilliklerinin düşürülmesine karar verildi. Nazlı Ilıcak, Merve Safa Kavakçı, Bekir Sobacı, Ramazan Yenidede ve Mehmet Sılay ise 5 yıl süreyle siyasi yasak getirildi.

B. Düşme Kararının Yargısal Denetimi Anayasamıza göre milletvekilliğinin düşmesi kararlarına karşı Anayasa Mahkemesine itirazda bulunabileceği, dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin keyfi ve yanlı uygulamaları önleyebileceği akla gelebilirse de, böyle bir beklenti yerinde değildir. Çünkü Anayasamıza göre, Anayasa Mahkemesi, üyeliğin düşmesi kararını ancak “Anayasa veya İçtüzük hükümlerine aykırılık” yönünden inceleyebilir.

Diğer bir deyimle Anayasa Mahkemesi, ancak Anayasada belirtilmiş şartların mevcut olup olmadığını ve üyeliğin düşmesine karar verilirken TBMM içtüzüğündeki usul ve kurallara uyulmuş bulunup bulunulmadığını araştırabilir. Anayasa ve içtüzük hükümlerine aykırılık söz konusu değilse, TBMM’nin takdirini incelemek, Anayasa Mahkemesi’nin göreve alanı içinde değildir. Kaldı ki, bu söylediklerimiz ancak TBMM’nce üyeliğin düşmesine karar verilmesi halinde söz konusu olur.

Meclis, üyeliğin düşmesine karar vermediği takdirde, ortaya Anayasa Mahkemesine intikal ettirilebilecek bir konuda olmayacaktır. Meclisin Milletvekilliği üyeliğinin düşmesine karar verdiği anda düştüğünden milletvekilliği sıfatı da o anda sona erer.

IV. Milletin Temsili İlkesi: Anayasanın 80. Maddesi, TBMM üyeleri seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün milleti temsil ederler diyor. Daha önceki anayasalarımızda da var olan bu hükümle milletvekillerinin kendilerini seçenlerin direktifleriyle bağlı birer delege değil, kendi serbest iradeleriyle ulusun çıkarlarının neyi gerektirdiğine karar verebilecek bağımsız birer temsilci olmaları gerektiği ve seçmenler tarafından yasama dönemi sırasında görevden alınmayacakları belirtilmiş olmaktadır.

Anayasada yer alan milletin temsili ilkesinden şu sonuçları çıkarmak mümkündür: milletvekilleri, seçildikten sonra seçmenlerce görevden alınamazlar (azledilemezler). Seçmenler, milletvekillerine hukuken bağlayıcı nitelikte direktifler veremezler (emredici vekâlet yasağı). Ancak demokratik sistemin bir gereği olarak seçmenlerin bağlayıcı olmamakla beraber her türlü isteklerini milletvekillerine iletmeleri mümkündür. Milletvekilleri, milletvekilliğinden ve partilerinden istifa edebilir veya parti değiştirebilirler. Milletvekili seçildikten, milletvekilinin seçildiği seçim çevresindeki coğrafi ve demografik değişmeler milletvekilliği statüsünü etkilemez.

V. Ant İçme: Anayasamızın 81. md göre milletvekili seçilen kişiler maddede öngörülen andı içmek zorundadırlar. Bu madde “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, göreve balarken…” eklinde başlayıp, devamında içilen andın metnini belirlemektedir. Anayasa maddesinden iki ayrı sonuç çıkarmak mümkündür.

Birincisi; madde, “TBMM üyeleri” demekle adayların artık milletvekili sıfatını kazandığını, yani TBMM üyesi olduklarını belirlemektedir. İkincisi ise “göreve başlarken” ibaresi ile andiçmenin göreve başlamak için bir ön art olduğunu ortaya koymuştur. Daha önceki anayasalarda da (1924 Ay. m.16; 1961 Ay. m.77) yer alan milletvekili andı hukuki bağlayıcılıktan çok manevi bir bağlayıcılık içermektedir.

Anayasamızın 81. maddesinde ant içme bir zorunluluk olarak yer almışken ant içmemenin yaptırımı ne olacaktır? Anayasa veya TBMM içtüzüğünde bununla ilgili açık bir düzenleme yapılmamıştır. Konuyu çözmede Anayasamızın 84 maddesinin yorumlanmasının gerektiği anlaşılmaktadır. Bu maddeye göre, meclis çalışmalarına izinsiz veya özürsüz olarak bir ay içerisinde toplam beş birleşim katılmayan milletvekilinin üyeliğinin Genel Kurul Kararı ile düşürülebileceği belirlenmiştir.

O halde milletvekili sıfatını kazandığı halde ant içmeyen, bu anlamda göreve başlamayan, birleşimlere katılsa bile, göreve başlamış sayılmayan milletvekilinin 1982 Anayasası’nın 84. maddesi uyarınca devamsızlıktan ötürü milletvekilliğinin düşürülmesi gerecektir. Böylelikle il seçim kurulu tarafından seçildiğine ilişkin tutanağı alıp milletvekili sıfatını kazanan, Anayasamızın 81. maddesindeki andı içerek göreve başlayan milletvekilinin kazanmış olduğu bu sıfatın hangi hallerde sona ereceğine ilişkin konuya geçmek gerekecektir.

Yakın zamandaki BDP’nin ant içmeme olayında, Anayasa hukukçuları, Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin düşürülmesini protesto amacıyla Meclis'te yemin etmeyeceklerini açıklayan 35 bağımsız milletvekilinin durumunu değerlendirdi. Buna göre TBMM'de yemin etmemek, milletvekilliğini düşürmüyor sadece milletvekilinin Meclis'teki görevlerini yerine getirmesine engel oluyor. Milletvekilliğinin düşürülmesinin ise iki yolu var. Ya istifa edip Meclis'in salt çoğunluğunun istifayı kabul etmesi ya da milletvekilinin mazeretsiz olarak bir ay boyunca 5 oturuma katılmaması halinde yine Meclis kararı ile vekilliğin düşürülmesi.

 


Makale Kaynağı: Özgür Karacabey - MakaleMarketi.com

___________________________________________________________________

___________________________________________________________________

Yorum Yapın / Soru Sorun

NOT: Yorum Politikası gereği reklam amaçlı yapılan yorumlar yayından kaldırılır.


Makale Yazın

Üye girişi yaparak siz de makale yazabilir, web sitenize yönlendirme yaparak veya iletişim bilgilerinizi ekleyerek kişisel/kurumsal popüleritenizi arttırabilirsiniz. Makale yazmaya başlamak için Şimdi Kaydolun!

Araştırın

Araştırmasını yaptığınız konuyla ilgili kelimeyi girip "Ara" butonuna basınız. Alakalı sonuçlar listelenecektir.