Körler Sağırlar Birbirlerini Ağırlar

Belki de suçlu bizleriz. Belki de acı çekmek hoşumuza gidiyor. Acaba acı olmadan da yaşayabileceğimiz, mutluluk duyabileceğimiz anları düşünebiliyor muyuz?

 

Bir tarafta tehlikeli, korkunç, ölümcül ve vahşi bir timsah… Diğer tarafta masum, sevimli ve zararsız bir kuş… Ne kadar uzaklar birbirilerinden, ne kadar da farklılar. İkisini yan yana düşünmek bile insanın tüylerini diken diken ediyor. Ancak, az sonra bu iki canlı birbirilerine o kadar yakınlaşırlar ki birazdan olacakları hayal etmek dahi insanın içini titretiyor…

 

Timsah acıkmıştır, o koca ağzıyla bir kuşu tek bir hamlede yakalar. Ve onu bir güzel yer, dişlerinde kırıntılar kalır. Başka bir kuş gelir, o kırıntılardan nemalanmaya başlar. Timsahın dişlerini bir fırça edasıyla temizlemeye koyulur. Bilmez ki, o kırıntılar kendi familyasından birine ait. Kuş, timsahın kendisi için bir nimet olduğunu düşünür. Timsah da kuş için.

 

Düşmanını kendisine nimet sayan, avının kendisine iyilik yaptığını zanneden bir zihniyet ekosistemi ne zamandan beridir tam bir düzen içindedir, ne zamandan beridir adalet çarkının döndüğü bir sistemdir.

 

Dışarıdan bakınca birbirilerine düşman görünen, aslında derinlerde birbirilerinin sırtını sıvazlayanlar millet sevgisinden, demokrasiden, insan haklarından  ne hakla bahsedebilirler. Bu hakkı kim onlara vermiştir?

 

Onları seçenler de bizleriz. Acaba bizler, masum ve sevimli duran, timsahın dişlerini temizleyen kuşlar mıyız? Yoksa o korkunç timsahın ta kendisi miyiz?

 

Ne olduğumuzu, ne olacağımızı düşünüp bu yönde ilerlediğimiz gün, bu iki düşman gibi görünen o iki canlıyı dışarıdan izleyen gerçek insanlar olacağız.

 

Bunu ümit ediyoruz. Bunu bekliyoruz…