Emperyalist Hedefler İçin Kullanılan Kürt Milleti Ve Petrol Etkeni
Birinci Dünya Savaşı öncesinde Yakın Doğu ve Orta Doğudaki sömürge rekabeti özellikle İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya’yı yakından ilgilendirmekteydi. Bu bölgede zengin yer altı kaynaklarına sahip ve önemli bir jeostratejik konuma sahip olan Kürdistan (bu kelime bir devletten çok Türkiye’nin güneydoğusu, Kuzey Irak ve İran’ın batı kesimini kapsamaktadır) emperyalist güçlerin tasarılarında önemli bir yer tutmuştur. Kürdistan’a bu derece ehemmiyet verilmesinin en önemli nedeni şüphesiz ki bölgede bulunan petrol yataklarının sayısının çok olmasıdır.
Fransız bilim adamları 19 YY. sonlarında zengin Xanegin-Şaxi-Kuweyxe petrol hattının sınırlarını belirlemeyi başardılar. Almanlar ise 1903’de Kürdistan topraklarından geçirerek inşa etmeyi tasarladıkları Bağdat Demiryolu’nun çevresinde yer alan petrol yataklarını kullanmaya ilişkin imzayı elde ettiler. Bir İngiliz Şirketi olan D’Arcay Co’ da bu bölgedeki petrole sahip olmak için Fransızlar ve Almanlarla rekabet ediyordu. Dünya ekonomisine yeni yeni ağırlığını koymaya başlayan Amerikalılarda petrol yarışına pole pozisyonunda başlamakta geç kalmamışlardır ve bu amaçla 1908’de Amiral Chester’i özel elçi olarak İstanbul’ gönderdiler.
Orta Doğu’nun stratejik noktalarından biri olan Musul’daki petrolü de denetim altına alabilmek için kıyasıya bir rekabet cereyan etmiştir emperyalist üçler arasında. Bunların içinde en sert çatışmalara sahne olan İngiliz ve Alman şirketleri bir ara ortaklaşa hareket etmek için bir araya gelseler de bu şirketlerin arasında yaşanan rekabet ve çatışma Büyük Savaş’a yol açmıştır. Böylece petrol hem 1. Dünya Savaşı’nın başlamasında hem de Batılı Devletlerin Kürtler üzerinde denetimi sağlamaya yönelik planların tasarlanmasında bir dürtü haline gelmiş ve tetikleyici bir etken olmuştur.
Orta Doğu’da Kürdistan’ın stratejik konumu, söz konusu devletlerin bu bölgenin geleceğine ilişkin politikalarını belirleyen bir başka etkendir. Bu bölgeye ulaşımı kolaylaştırmak için kurulması planlanan Bağdat Demiryolu hattının yapımı için bir çok proje hazırlanmıştır ve bu projelerin hepsi Kürt nüfuzun hakim olduğu bölgelerden geçmesi planlanmıştır. “Güney Planı’’ olarak bilinen ve bu hattın oluşturulmasına ilişkin hazırlanan en son projeye göre de demiryolu hattı, Maraş, Urfa, Amed (Diyarbakır), Mardin, Musul ve Kerkük çizgisinden geçmekteydi.
Birinci Dünya Savaşı giderek yaklaşırken Almanlar Osmanlı üzerindeki nüfuzunu arttırmayı başarmıştır. Doğal olarak Kürtlere yönelik ilgisi Kürdistan’ın jeostratejik ve jeopolitik öneminden dolayı daha da artmıştır. Bir dizi Alman subayının, Kürt bölgelerini dolaşarak, bu bölgelerin stratejik özellikleri ve ticari potansiyel olanakları üzerinde araştırmalar yaptığı General Harbord ve Profesör Stefanos Yerasimos’un kitaplarından anlaşılmaktadır. Harbord Erzurum Konsolosu Andreas’ın aralarında Dersim ve Harput’un da bulunduğu Kürt yerleşim merkezlerine seyahatler yaptığını ve Kürt aşiret reisleriyle sıkı ilişkiler kurduğunu söylemektedir. Böylece Almanların savaş öncesinde Kürtlere duyduğu ilginin, Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik politikalarının bir parçası olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Almanya’nın “Hasta Adam’’ diye nitelendirilen Osmanlı İmparatorluğu’na karşı izlediği politikalara ve Kürt bölgelerini koparma planlarına diğer büyük devletler sert tepkiler göstermişledir.
Aslında tepki İmparatorluğun parçalanmasına değil stratejik bölgelerin, petrolün ve geniş Osmanlı pazarının Almanya’nın kontrolüne girmesine karşı verilmiştir.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Kürdistan’a yönelik Alman sızması ve ilgisi yeni bir evreye girmiştir. Bölgenin Orta Doğu savaş alanı haline gelmesi ve İngilizlerin giderek daha çok bölgeye yanaşmasıyla cereyan eden Kürt ayaklanmalarının bu yeni Alman yaklaşımıyla ilişkisi vardır.
Mesela Almanlar Kürtlere şirin gözüküp Kirmanşah’taki Kürt aşiret reislerini ayaklandırarak Rus-İngiliz ordusu arasındaki ulaşım hatlarını 1916’ya kadar aksatmayı başarmışlardır. Belki de tarihçiler şuana kadar bu konuya pek dikkat çekmemişlerdir, ama Almanların Dünya Savaşındaki başarısızlığının; özellikle Orta Doğu’daki başarısızlığının en büyük nedeni Kürt nüfuzu üzerindeki hâkimiyetini İngilizlere kaptırmasıdır. Birinci Dünya Savaşı’nın beklide en önemli cepheleri Orta Doğu’da açılmıştır. İngiliz, Rus ve Osmanlı orduları, Kürt milis güçleri, Alman ajanları ve askeri personeli Kürdistan’da çeşitli roller oynamışlardır. Bölgede hâkimiyetin İngilizlere geçmesiyle Kürdistan’ın birçok kesiminde önemli sosyal, siyasal ve ekonomik değişiklikler ortaya çıkmıştır ve şüphesiz ki savaşta yaşanan olaylar Türk milletini olduğu kadar büyük devletlerin hain planlarla kandırdığı Kürt milletini de derinden etkilemiştir.
Sonuç olarak; emperyalist güçlerin Kürtlere oynadığı oyununun farkına varan Kürt milleti hatasından dönerek Kurtuluş Savaşı’nda Türklerle beraber omuz omuza savaşmışlardır. Bugün Türk Devleti’nin ihtiyacı olan bu birlikteliği tekrar sağmaktır. Kürt milletine gerekli önemi göstererek bu oyunların bir daha oynanmasına müsaade etmemelidir. Türkiye’de bir Kürt Sorunu varsa ve bu sorun çözüme kavuşturulmak isteniyorsa, önce, Kürt milletinin içine itilmeye çalışıldığı hain planlara engel olmamız ve dış güçlerin onları kullanmak yoluyla gerçekleştirmek istedikleri hain ve düşmanca emelleri ortaya çıkarmamız mecburidir.
|
NOT: Yorum Politikası gereği reklam amaçlı yapılan yorumlar yayından kaldırılır.