Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Osmanlı Tarihi ve Osmanlı Tarihinin Unutturulan Yüzü

(7 oy, 5.00 / 5)
Yazar: Bahadır Kubaş | Kategori: Tarih | Tarih: 19 Temmuz 2011 | 2341 kez okundu

 

Tarih en sevdiğim dersti desem yalan olmaz. Ortaokul ve özellikle lisede konuları önceden okur ve ezberlemeye çalışırdım. Sınıfta parmak kaldırıp ben anlatırdım konuları daha çok. Kısa boylu tarih hocamız kısmen araya girer ve bize olaylar hakkında açıklama getirirdi. Ancak her tarih hocası tarihi gerçek anlamda sevdiremediği gibi, o hocamız da öğrencileri “tarihten nefret eder” hale getirdi.

 

Bir sonraki bayan hocamız ve dershanedeki saygıdeğer hocam bana tarihi sevdirmekte büyük rol oynadı. Ancak şimdi şimdi anlıyorum ki tarihi bana sevdiren o bayan hocalar bile savaşlardan öteye gitmemişlerdir. Bize tarihi “savaşlardan ibaretmiş gibi” anlatmışlardır. Belki onları külliyen itham etmek yersiz olur bu konuda, çünkü okutulan kitaplarda da farklı bir fotoğraf yoktu. “Yendi, kılıçtan geçirdi, yenildi, şu antlaşma imzalandı, bu maddeler eklendi” falan filanla onca yıl öğrendiğim tarih derslerinin kılıçtan ve top, tüfekten öteye gidemediğini idrak etmiş bulunmaktayım.

 

İlk önce benim kafama bu yargıyı oturtan kitaplar Mustafa Akgün’ün “Tarih Boyunca İki Yüzlüler” ve “Yahudi’nin Tahta Kılıcı” adlı eserleridir. Yazar M. Akgün “ısmarlama tarih yazıcılığı”ndan dem vurarak, başka milletlerin istediği doğrultuda tarih kitapları yazıldığını ve bu kitapların derslerde okutulduğunu anlatıyordu. Ayrıca, ısmarlama tarih yazıcılarının isimlerini dahi veriyordu. Ve Cumhuriyet yazarı Cüneyt Arcayürek’in “Atatürk’ten Sonra Bugünlere Nasıl Geldik?” isimli yapıtından Amerika ile 1950’lerde 55 tane ikili antlaşma imzalandığını ve bu antlaşmalardan birinin eğitim üzerine olduğunu öğrenince Türkiye’de bürokrasi üzerinde hâkimiyet kuranların tarih kitapları üzerinde de Demokles’in kılıcı gibi durduğunu anlamıştım.

 

Unutturulan Osmanlı Tarihi

Öyle ki tarih bize dayatılan şekliyle okutuluyordu. Belki de amaç, Cengiz Özakıncı’nın da dediği gibi, çocuklara Osmanlı’nın çöküş sebebinin sadece askerî alanla ilgili olduğu şırıngasını aşılamaktı. Oysa tarih bilmediğimiz birçok ayrıntıyla doludur. Osmanlı’nın yıkılış sebebi sadece askeriyeye bağlanamaz. Osmanlı, Atatürk’ün de dediği gibi, sadece ve sadece askerî alandaki başarısıyla 600 yıl ayakta kalamazdı. Bakınız sadist Hitler bile ancak 20–30 yıl bir devleti ayakta tutabildi.

 

Osmanlı zamanında savaş üstüne savaş olduğunu kabul ediyorum, ancak 600 yıllık bir ömrü olan bir devletin tutunabilmesi veya tarihten silinmemesi yalnızca askerî alandaki başarılara bağlanamaz. Mesela şu anda benim aklıma ilk gelen kurum Ahilik’tir. Ahilik iktisadî hayatı düzenleyen o dönemin mükemmel bir kurumudur. Ahilik başlı başına bir kitap konusudur. Sadece onun üzerine yazılan birçok kitap mevcuttur.

 

Nihat Genç övdüğü Ahilik kurumunu birçok kitabında kısa kısa anlatmıştır. İşleyişini okudukça o kuruma hayran oluyorum. Mesela kurallardan biri bir alanda usta olan kişinin sadece o alanda faaliyet göstermesidir. O kişi çok kazansa bile başka bir alana sirayet edip faaliyet alanını genişletemez. Mesela berber sadece berber olarak kalırdı. Böylece aşırı zenginleşmenin önüne geçilmiş, başkalarına da ekmek kapısı açılmıştır. Böylece Ahilik “aşırı hırs”ın önüne geçmiştir. Oysa günümüzde holdingleşme baş göstermiş, onlarca alanda iş yapan kişiler ortaya çıkmıştır. Şirketler aşırı kârlar elde ettikçe ahtapotvari bir görünüm kazanmışlardır.

 

Holdinglerin kanunla yasaklanan tröstlerden ne farkı vardır? Bence holdingleşme de yasaklanmalıdır kanunen. İnsanların aşırı kâr etmelerinin önüne geçilmelidir-zaten bir koyup yüz almasalar bunca alana nasıl sirayet edebilirlerdi ki! Holdingleşme tam rekabetin de önünü kapatır ve küçük ölçekli işletmelerin batmasına yol açar.

 

Oysa Ahilik günümüzün materyalist dünyasındaki gibi tamamen kâra odaklı bir teşkilat veya yapılanma değildi. Daha da büyümek değildi mühim olan. Önemli olan, meslekti. İnsanlar mesleğiyle para kazanırdı. Bencillik yoktu onlarda. Müşterinin istediği şey kendisinde yoksa başka dükkânlara gönderirdi onu. Hulasa Ahilik bambaşka bir teşkilattı; görmedim ama gözümde büyüyen bir teşkilat. İşte Osmanlı tarihinin sadece savaştan ibaret olmadığını gösteren ibret tablolarından biridir Ahilik. İkincisi ise, alttaki satırlarda bulacağınız Türk dokumacılığıydı.

 

Hangi Osmanlı adlı bölümün başında Cengiz Özakıncı Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’yı yenen milletlerin imzaladığı bildiriyi yayımlamış. 23 Haziran 1919’da imzalanan bu metinin altında İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Japonya, Amerika ve Sırbistan’ın ismi geçiyor. Kısaca bu bildiride Türklerin ele geçirdiği her ülkenin yıkıldığı, Türklerde geliştirme yetisi olmadığı, Türklerin sadece savaşmayı bildiği yazılıp çizilmiş. Mustafa Kemal 28 Aralık 1999’da şu yanıtı vererek Osmanlı’ya çamur atıldığının altını çizmiştir: “… Ulusumuz küçük bir aşiretten, anavatanda bağımsız bir devlet kurduktan başka, Batı dünyasına, düşman içine girdi ve orada büyük çabalarla bir İmparatorluk kurdu. Ve bunu, bu İmparatorluğu, 600 yıl büyük bir yetkinlikle sürdürdü. Bunu başaran bir ulus yüksek bir yöneticilik yeteneğine ve yönetim örgütlenmesine sahiptir. Böyle bir durum yalnızca kılıç gücüyle gerçekleştirilemez…”

 

Ayrıca Cengiz Özakıncı Atatürk’ün kurduğu Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nce yazılan ve 1931 ve 1941 arasında okutulan tarih kitabında yazılanların bir kısmını alıntılayarak, bize Osmanlı’nın Batı’ya karşı sadece askerî üstünlüğüyle fark atmadığını, aynı zamanda ekonomik ve bilimsel olarak da üstün olduğu gerçeğini aktarmıştır. Ve şu sonuca varıyor Cengiz Özakıncı: “Mustafa Kemal döneminde 1930’larda çocuklara okullarda verilen bu Osmanlı tarihi bilgisi onların beyinlerine ‘eğer bilim, sanayi ve teknoloji alanında üstünlük kuramazsak, askerî üstünlük de kuramayız’ yargısını kazımaktaydı.”

 

Çocuklara bilim yönünden ilerleyemeyen milletin askerî alanda da ileri olamayacağı düşüncesi aşılanmaktaydı. Öyle ki Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethederken tarihte o zamana kadar kullanılmamış ateşli silahlarla taarruza geçmişti. Bilim olmasaydı bu ilerleme gerçekleşemezdi. Fakat işin farklı bir yönü daha var ki o da matbaanın Osmanlı’ya iki yüz sene sonra gelmesidir. Rasathanenin kurulmasından sonra verem salgını baş göstermiş ve şeyhülislam bu olayı “Allah bize ceza verdi” olarak tefsir ederek, rasathaneyi bir fetva vererek topa tutturmuştur. ( bkz. Emre Kongar, Tarihimizle Yüzleşmek, Remzi Yayınevi) İşte bu gibi gelişmelere ayak uydurmayan Osmanlı askerî alanda ne kadar güçlü olsa da diğer alanlarla bu kuvvetini destekleyememiştir. Oysa şu anda ABD’ye baktığımızda neredeyse her alanda diğer devletlere fark attığı göze çarpmaktadır.

 

Günümüzde nasıl ki insanlar çareyi Batı’ya göç etmekte görüyorlarsa, o zamanda Batılılar Osmanlı’ya göç ederek huzura kavuşacaklarını düşünüyorlarmış. İncil’i Almanca’ya çeviren Martin Luther, Margret Spohn’un “Her Şey Türk İşi: Almanların Türkler Hakkında 500 Yıllık (Ön) Yargıları” kitabından aktarıldığına göre, bu durumdan şöyle yakınıyormuş: “Bizim halkımız, Almanlar, yabani, vahşi, yarı şeytan, yarı insan bir halk olduğu için pek çok kimse Türklere sığınıyor ve onlara katılıyor. (…) Ayrıca duyduğuma göre Alman ülkelerinden Alman hükümdarı ve Alman prenslerine bağlı olmaktansa, Türklere katılıp onlara sığınmak isteyen çok kişi var. Bu insanlarla Türklere karşı savaş verilmeli.”

 

Ayrıca feodal düzenden bunalan çiftçiler, acımasızca kendilerinden vergi alınmasından dolayı, Osmanlı’ya akın akın göç etmişler. Osmanlı’ya göç edenlerin birçoğu hidayete eriyormuş. Cengiz Özakıncı bu bilgilerden yola çıkarak Türklerin vahşi, barbar, kan içici olarak nitelendirilmesinin sebebinin Batı halkının Türklere sığınmaktan vazgeçirmek olduğu saptamasına ulaşıyor.

 

Tarihte Türk Dokumacılığı

Türk dokumacılığı ile ilgili bilgilere geldi sıra. Genel olarak bu kısmında Sadri Ertem’in Çıkrıklar Durunca kitabından bahsediliyor. Cengiz Özakıncı bu kitaba Metin Erksan’ın kitaplığında rastlamış. Bu olayı şöyle anlatıyor Cengiz Bey: “Metin Erksan’ın kitabını okuduktan sonra, onunla bu konuyu yeniden irdelerken, bana, ‘İngilizlerin Türk kumaş, dokuma ve boyama sırlarını çalma çabalarının 1583’te başlayıp kesintisizce 300 yıl sürdüğünü, 1800’lerde dünya tiftik yünü tekelini Türklerin elinden almak üzere, Türkiye’den damızlık tiftik keçileri kaçırıp Afrika’da çoğalttıklarını ve bu olayın Sadri Etem Ertem’in 1930/31’de yayımlanan Çıkrıklar Durunca adlı romanında işlendiğini, kendisinin geçmişte bu romanı filme çekmeyi bile düşündüğünü’ söyledi.” Ve bu gibi kitapların yeni basımlarının yapılmamasından üzüntü duyarak bir yayınevi kurmaya karar vermiş Cengiz Özakıncı.

 

Ayrıca, bu kitabı yeniden basmak istemesinde Marmara Üniversitesi’nde tekstil bölümü öğrencilerine verdiği konferans da etkili olmuş. Öğrenciler Türk dokumacılığının yüzyıllar boyu Batı’dan ileri olduğu tezini duyduklarında şaşırıp kalmışlar. Hatta tekstil bölümünde görevli bir Alman profesör dalga geçmeye kalkınca, iki belge daha sunmuş ve o da bu gerçeği onaylayarak susmuş. İkili antlaşmalardan biri de Osmanlı’nın bir zamanlar Batı’dan bilimsel anlamda üstün olduğu gerçeğini hasıraltı etmek olmasın!

 

Bulunmaz Hint Kumaşı Deyiminin Tarihteki Geçmişi…

Dilimizde bulunmaz Hint kumaşı diye bir tabir vardır. Bu deyim paha biçilmez değerde olup bulunması çok güç varlıkları anlatmakta kullanılıyor. Bu deyimin bir tarihi var. Hint kumaşları o dönemde gerçekten çok değerliymiş. İngilizler Hindistan’ı sömürge haline getirdiklerinde oradaki Hintli dokumacıların ellerini, parmaklarını keserek yerli dokumacılığı şiddetle yok etmiş ve İngiliz malı fabrika işi kumaşlara Asya’da pazar açmışlardır.

 

Bu vahşet Engels ve Marx tarafından görmezden gelinmiştir. Cengiz Özakıncı’ya göre Osmanlı gümrük duvarlarını kaldırıp pazarı İngiltere’ye açmış olmasaydı, belki Osmanlı dokumacıların parmakları da aynı âkıbete uğrayacaktı.

 

İngilizlerin Gümrük Duvarlarını Kaldırması…

İngilizlerin gümrük duvarlarını kaldırtması şu olayla gerçekleşmiştir: Çeşitli olaylar yüzünden Osmanlı ile ihtilafa düşen Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa Fransızlarla işbirliği yaparak İzmit’e dek yürüyebilmiştir. Osmanlı neredeyse düşecektir kendi valisi tarafından. Osmanlı’yı imdadına İngiltere Kraliçesi Victoria yetişir. İngiliz mallarını Suriye ve Mısır’da yasaklayan Mehmet Ali Paşa’ya karşı II. Mahmut’u desteklemiştir. Onunla 1838’de Balta Limanı Antlaşması imzalamıştır. Ve böylece İngiliz mallarına uygulanan gümrük kaldırılmış, ham tiftik ve damızlık tiftik keçisinin yabancılara satışını önleyen yasaklar delinmişti.

 

Bu antlaşmadan sonra İngiliz Albay Handerson Ankara’dan seçtiği damızlık tiftik keçilerini Güney Afrika’da özel olarak kurulan İngiliz çiftliklerine götürmüş, çoğaltmış ve böylece Osmanlı’nın 1838’e dek koruduğu tiftik kumaşı tekeline son vermiş( sf. 549) İşte Çıkrıklar Durunca adlı roman ekmeği elinden alınan Türkmenlerin İngilizlere damızlık tiftik keçisi verilmesine karşı padişaha ayaklanmalarını anlatıyormuş. Sayfa 549–550: “Gâvura damızlık vermek uğursuzluktur. İşte böyle der Türkmenler ve direnirler vermemek için. (…) Silahlanan Türkmenlerin sayısı on binlere varır. Osmanlı İngilizlere damızlık vermek istemeyen Türkmenlerin üzerine ordu gönderir.” Direniş üç yıl sürmüş ve İngilizlere istedikleri damızlık Ankara keçileri verilmiş. İsyancıların öfkesi dinmediği için İngilizler tiftik keçilerini siyaha boyayarak kaçırmışlar.

 

Cengiz Özakıncı metni şöyle bitiriyor: “… Çocuklarımız Osmanlı’nın yükseliş dönemindeki bilimsel, siyasal, ekonomik başarılarını bilmeli, yerli üretimi koruyup geliştirmenin önemini kavramalı, gâvura damızlık vermenin uğursuzluk getireceği beyinlere kazınmalı, Osmanlı’nın çöküş sebeplerini askerî yenilgiler dışında tün çıplaklığıyla görmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti’ni çöküşten koruyabilsinler.” İşte sizlere elimden geldiğince bunu anlatmaya çalıştım. Bu anlattıklarımı siz biliyor muydunuz?"

 

Umarım uyanmak için çok geç değildir...

 




 


Makale Kaynağı: Bahadır Kubaş - MakaleMarketi.com

___________________________________________________________________

___________________________________________________________________

Yorumlar  

 
+1 #1 Tebrik ederimHalit Durucan 20-07-2011 15:04
Güzel ve bilgilendirici bir makale okudum. Yüreğinize sağlık
 
 
+2 #2 teşekkürlerBahadır Kubaş 20-07-2011 22:45
Alıntılandı Halit Durucan:
Güzel ve bilgilendirici bir makale okudum. Yüreğinize sağlık


Övgünz için teşekkür ederim. Keşke bütün insanlarımız hayatından gereksiz uğraşlarını atarak, halkımız bu gibi bilgileri edinmek için çalışıp öğrenerek, faydalı fikir üretme yetisine kavuşurlarsa toplumumuzda gözle görülür bir düzelme olacağını düşünüyorum.
 
 
0 #3 CVP: Osmanlı Tarihi ve Osmanlı Tarihinin Unutturulan YüzüAziz Özkan 20-04-2013 20:15
Bahadır Bey siz bu yazıyı Deneme Yazıları sitesinden mi aldınız? Bu yazıyı biraz değiştirerek buraya kopyalamışsınız sanki.
 
 
0 #4 AhlaksızlıkAziz Özkan 25-04-2013 18:28
Bu yazı benimdir. Kaldırmanızı talep ediyorum. Yazıyı dışarıda okumuştum. Eve gelip bilgisayarımı açınca yazıyı 2010'da kaleme aldığımı gördüm. Aynı cümleler var. Deneme Yazıları sitesinden alınmış aynen. O sitedeki yazılarımı kaldırdığım için bunu kanıtlayamam size. İntihal vakalarını araştırmış biri olarak aynı olayın başıma gelmesi kişilerin sanat eserlerinin çalınmasının ne kadar onur kırıcı bir davranış olduğunu anımsattı bana. Rezalet, alçaklık vs. nitelemelerle açıklanabilecek bir durum.
 

Yorumlar geçici bir süre için sadece üyelerin kullanımına açıktır.

Makale Yazın

Üye girişi yaparak siz de makale yazabilir, web sitenize yönlendirme yaparak veya iletişim bilgilerinizi ekleyerek kişisel/kurumsal popüleritenizi arttırabilirsiniz. Makale yazmaya başlamak için Şimdi Kaydolun!

Araştırın

Araştırmasını yaptığınız konuyla ilgili kelimeyi girip "Ara" butonuna basınız. Alakalı sonuçlar listelenecektir.