|
Mekanik yaşam sürmeye zorunlu kılınmış bireylerin mutsuzlukla cezalandırılmalarına bir Japonya örneği. Bizim hep yüksündüğümüz mutsuzluklar ülkesinde bir birey olmak, bir gün, içinde ne anlama gelir?
Bugün Japon olmak
Japonlar öyle bir sistem kurmuşlar ki insanları karıncalara dönüştürmüşler, kendilerine ait her duyguları, hayalleri ve inançları ile kaybolmuşlar; adeta milyonlarca oluşturulmuş kara deliklerde kaybolmuşlardır. Mutsuz ve umutsuz yığınlardırlar. Her gün vahşice ölüme koşuyorlar. Modern zamanlarda intiharları ise hep tren altına kendilerini atmakla oluyor. O kadar ki durumla baş edemeyen idareciler, kanun çıkarmışlar. İntihar edenin yakınları yüklüce para cezası ödemek zorunda. Para cezası da hayli yüklü. Tren altına insanlar kendini atınca gecikmeler ve sorunlar yaşanıyor. Bunlardan birisi ise işçilerin işe geç kalmaları. Orada yarım saat geciken işçi tüm gün yok sayılıyor. Mazeretini açıklasa da dinleyen yok. Devamsızlık hakkı yalnızca beş gün! Aşınca kovuluyorsunuz. İntihar eden hem kendini hem çevresini yakan bir ateş topuna dönüşüyor. Ürkütücü bir toplum…
Makineleşmiş insanların dayanılmaz acılar karşısında ölüme teslimiyetleri kasap hükmünde olan trene. Bu kadar dehşetli ölümü yeğlemelerini anlamak mümkün değil. Kendilerini ve toplumu cezalandırıyorlar, belki de. Bunun aynı şekilde tekrarlanması ise hayret verici. Bu insan denen yaratık bazen en ahmak hayvan gibi davranıyor... İnsanı sisteme kul eden bir sistemden bahsediyorum. Biricik ve vazgeçilmez ilk amacı insanı yaşatmak olma noktasında makul olmayan her sistemin meşruiyeti malûl hale gelir. Ruhsuz, mekanik bir müsvedde yığını oluşturmaya dönük bir sistem insandan ve insanilikten yüz çevirmiş demektir. Tüm bunlara karşın böylesine bir sistemin insandan hizmet beklemesi yüzsüzlüğünün bir ifadesidir. Başkalarının kurduğu bir düzende düzenbaz olmaya pek yatkınız. Kendi kafeslerimizi kendimiz yapmaya ise ne kadar hazırız! Bu insan, mutlu olmamak için sonsuz sebep üretebilir…
Bugün Japon olmak derken aslında gittikçe çoğalan ortak yalnızlık acısına atıfta bulunmak istedim. Gece kelebeklerinin ışığa koşmaları gibi ölümlere koşan Japonların bizden ve diğer insanlardan çok da farklarının olmadıklarını vurgulamak istedim. Ölümü çıplak haliyle kabul etmeyip belki de sistemlerine kustukları kinin bir göstergesi olarak son demlerinde işkenceyle yok oluşu seçiyorlar. İntiharın fantezisi bu olsa gerekir. Ama yaşarken yalnızlıkla yalnız başına kalmaktansa bu yolu seçiyorlar anlaşılan. Oysa insanı mekanik aygıta dönüştüren bir sistemi intihara zorlamak ölümü seçenlerin akıl edemedikleri bir iştir. Öyleyse asıl intihar aklın kör noktaya takılmasıdır. Düşünmeyi seçen insan için ölmek son seçenektir. Yalnızlığın rahminde filiz veren tefekkürle bütün yoklukların kapısı bir varlığa açılır. Yokluğun zifiri karanlığı o varlığın ışığından feyz alır. Bizler de yalnızlıktan yokluğa koşuyoruz. Ancak değişik biçimlerde, meyhaneye, tımarhaneye...
|
Yorumlar
RSS ile Abone Ol (Bu makaleye yapılan yorumlar için RSS beslemesi)