|
Hayatımızın herhangi bir aşamasında belki tek düzelikten sıkıldığımız ya da bir değişiklik arzusu duyduğumuz için yeni bir hobi dener veya bir uğraş edinmeye çalışırız. Başlangıçta biraz istekli fakat aynı zamanda biraz endişeliyizdir.
Acaba daha önceki bazı deneyimlerimiz gibi bu da geçici bir heves olarak mı kalacak yoksa gerçekten zevk alarak sürdürecek miyiz, tam kestiremeyiz?
Bundan 7 yıl önce büyük heves ve aynı zamanda biraz endişe ile hayatımda böyle bir değişiklik yapmaya karar verdim. Hatta geçici bir heves olmasın diye kendimce önlemler aldım. Bu girişimin gereklerini üstünkörü değil, dört dörtlük yerine getirdim. Her malzemenin iyisini aldım. Bisikletin katlanıp, bagajda taşınabilenini, kaskı, jerseyi, şortu, kilitli ayakkabısı, eldiveni, güneş gözlüğü…
Her şey tamamdı. Bunca hazırlığı ve masrafı yaptıktan sonra vazgeçmek olmazdı. Çocukluğumda ve gençliğimde en güzel günlerimi geçirdiğim ve aradan yaklaşık 40 yıl geçtikten sonra üstelik bu süre boyunca bir kere olsun binmediğim bisiklet beni tekrar heyecanlandıracak ve bana aynı zevki verecek miydi?
Güzergahımı çok önceden belirlemiştim. Düzenli olarak arabamla Eymir Gölü’ne gidecek bisikletle gölün etrafında birkaç tur atacaktım. Gerçekten 40 yıl sonra o gün, çocukken iyi bir okul karnesi sayesinde aldığım bisiklete ilk bindiğim gündekine benzer bir heyecan duydum. Kilitli pedalı ilk denemenin verdiği acemilikle birkaç kez düşmeye ve ufak tefek sıyrıklara rağmen hevesimde bir azalma olmadı. İlk gidişimin ardından haftada en az üç, dört kez gitmeye karar verdim. Böylelikle biraz da sağlığım için hem açık havada düzenli spor yapacak hem de çocukluk sevdam bisiklete binmeyi bir yaşam biçimine dönüştürecektim.
Düşündüğümden de iyi oldu. O iki teker beni bir kez daha büyüledi. Bisiklete binmeyi planladığım günlerde havanın nasıl olacağı tek kaygımdı artık. Hava müsaitse diğer engeller çok önemli değildi. Üstesinden gelinebilirdi. Çok soğuk, çok sıcak ve yağışlı günler dışında rutinimi 7 yıl boyunca gerçekleştirdim. Hevesimde bir azalma olmadığı gibi mutluluk veren bir alışkanlığa ve tam da umduğum gibi bir yaşam biçimine dönüştü.
Eymir Gölü ve Bisiklet Parkuru
Eymir Gölü’nün doğal güzelliği bu keyfi sürdürmemdeki en büyük etkendir. Şehrin trafiğinden, gürültüsünden arınmış doğa harikası bu yerin yaklaşık 12 kilometrelik parkuru bisiklete binmek için ideal. Etrafı yeşille çevrelenmiş, badem ağaçlı tepelerin aksının suya vurduğu güzel manzaralı doğal bir alan. Gökyüzünün mavisi, beyaz bulutlar, yeşil ağaçlar,çeşitli otlar ve ışığın durumuna göre renkten renge giren göl yüzeyi ile manzara gün boyunca ha bire değişir. Kuşların cıvıltısı hiç eksik olmaz. Arada bir yolu karşıdan karşıya geçen bir kaplumbağa ile karşılaşır ve korkup, kafalarını kabuklarından içeri çekmesinler diye arkalarından dolaşırım.
Turu tamamladığımda göl kenarındaki büfelerin birinde Norveç uskumrusundan balık ekmek yer, taze demlenmiş çay içerim. Burada çalışanlarla şakalaşır, zamanın nasıl akıp gittiğini fark etmem. Çalışan elemanlar 7 yıldır sektirmeden gelen bu adama ve esprilerine iyice alışmışlardır umarım. Balık ekmeğimi yerken etrafıma gelen serçeleri de beslemeyi ihmal etmem. Kibrit çöpünden ince bacakları üzerinde sekerek yürümeleri çok hoşuma gider. Bazen aynı ekmek kırıntısına ikisi birden hamle eder fakat birisi daha çabuk davranarak yemi gagasına alır ve uçarak uzaklaşır.
Göl ODTÜ’ye ait olduğu için bütün bakıcı ve koruyucuları üniversite personeli. Hepsi de görevini iyi yapan, mümkün olduğunca doğallığını bozmadan temiz tutmaya çalışan iyi niyetli insanlar.
ODTÜ’den giriş kartı çıkarmadan sınırları belirlenmiş göl alanına araçla girmek yasak ancak yaya veya bisikletle girmeye bir engel yok. Keza mangalla piknik yapmak da yasak… Bu sınırlamanın amacı, göl ortamını yangın ve benzeri tehlikelerden korumak.
Gölün çevresindeki asfalt yolda her kış bitiminde büyük kasisler oluşur. Bazen ODTÜ kendi sınırlı imkanları ile, bazen de Çankaya Belediyesi alelusul bir asfaltlama yapar ama maalesef onun da ömrü fazla uzun olmaz. On binlerce Ankaralının hafta sonu akın ettiği bu piknik alanı iyi asfaltlanmış bir yolu hak ediyor fakat sanıyorum işin bütçesi üniversitenin imkanlarını çok aşıyor. Devlet karayollarının bu görevi üstlenmesi bana en uygunu gibi görünüyor.
Göl küçük olmasına rağmen bazı göçmen kuşların göç yolları üzerinde bir mola yeri olmalı ki özellikle sonbaharda burada durup dinleniyor, birkaç gün tatil yapıyorlar. Bazen öyle kalabalık geliyorlar ki hepsi birden gölden havalandığında kocaman, kara bir bulut oluşturuyorlar.
Etrafta gözlemleyecek o kadar çok şey var ki sıkılmaya zaman kalmıyor. Biraz da bu yüzden doğal ortamları çok seviyorum. Bu ortamlarda yaşayan insanlar onun bir parçası, bir uzvu, bir üyesi gibi oluyorlar. Doğayla mücadele etmiyor, aksine onunla bütünleşiyorlar. Ne zaman eliyle toprağı işleyen bir insan görsem bu bütünleşmeyi, bu iç içe geçişi hissederim. Bal filminin bu kadar beğenilmesinin özünde de doğa ve onunla bir olmuş insanların öyküsü vardır.
Bisiklet sporunun doğal ortamlarda yapılıyor olması önemli artılarından biridir. Çevreye zarar vermeyen doğa dostu niteliği ve küresel ısınmanın yarattığı bilinçlenme sayesinde, gelecekte insanların daha çok bisikleti tercih edeceğini ve özellikle gençlerin bu sporu seveceğini öngörebiliriz. Çocukların çoğunun bir bisiklet rüyası olur ve genellikle bisikleti severler.
Mutluluğa giden yollar herkese göre değişir. Mutluluk tarifleri yapmak, formüller önermek anlamsız bir çabadır ve her insan kendi mutluluğunu kendi keşfeder. Ayrıca sürekli bir mutluluktan ziyade mutlu anlardan bahsetmek daha anlamlı görünür.
Mutlu anlar yaşamak için bir keşfe çıktığınızda birçok seçenek arasında bisikleti de düşünebilirsiniz. Tıp otoritelerin de önerdiği sağlıklı seçeneklerden biridir. Diğerleri size kalmış.
Gazetelerden alıntı:
Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Spor Fizyolojisi Bilim Dalı Başkanı ve Spor Hekimliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakkı Gökbel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, düzenli yapılan bisiklet egzersizinin dayanıklılık antrenmanı yerine geçtiğini, bunun da beyin tarafından endorfin adı verilen mutluluk hormonunun salgılanmasına yol açtığını belirtti.
Bu hormonun kişinin kendisini daha iyi hissetmesini, ağrılarının ve endişe hissinin azalmasını, dolayısıyla da kişinin kendisini mutlu hissetmesini sağladığını ifade eden Gökbel, ''Mutluluk hormonunu salgılatacak egzersizlerin 30-45 dakikalık süreyle olması gerekli ve bu egzersiz düzenli şekilde haftada en az 3 gün yapılmalı. Bu yapılırsa salgılanan mutluluk hormonu daha da fazla olur'' dedi.
Yazar Hakkında
www.optiktunali.com.tr web sitesinde optik, göz ve görme konusunda çok değerli bilgiler yer almaktadır. Ayrıca www.optiktunali.com online satış mağazasını gezmenizi tavsiye ederiz. |
NOT: Yorum Politikası gereği reklam amaçlı yapılan yorumlar yayından kaldırılır.