Toplum ve Haberler > Yaşam > Günlük Yaşam ve Hayata Dair: Yaşam Bu Mudur?

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Makale Marketi Blog Makale Marketi Facebook Makale Marketi Twitter


Günlük Yaşam ve Hayata Dair: Yaşam Bu Mudur?

(2 oy, 4.00 / 5)
Yazar: Rıfat Kayın | Kategori: Yaşam | Tarih: 15 Mart 2010 | 1425 kez okundu

Yaşam Bu mudur?

Yaşadığımız şu hayat ne kadar bizim hayatımız? Hiç düşündünüz mü? Günlük yaşamımız çok mekanik, çok yüzeysel. Her gün ofislerine, iş yerlerine giden, çoğu istemedikleri halde sevmedikleri işlerde çalışan insanlar bu mekanik, yüzeysel yaşamın dişlileri gibi. İş dışında yaptıklarımız da kendimizden, korkularımızdan, acılarımızdan kaçmak veya bir süreliğine unutmak.

 

Çoğumuz acılarımızı unutmak, korkularımızı hatırlamamak için alkole, uyuşturucuya, cinsel coşkuya, eğlenceye, ritüellere ihtiyaç duyuyoruz. Bu etkinlikler bitince acılarımız da, korkularımızda da bıraktığımız yerde bizi bekliyor. İnsan her şey için vakit bulabiliyor fakat 'kendini bilmek' yönünde ne bir çabası ne de zamanı var.

 

Birçoğumuz bağımlıyız.

Bu bağımlılıklarımız bizi mekanik kölelere dönüştürmüş. Kimimiz işimizin, kimimiz servetimizin, paramızın, karımızın, kocamızın, çocuklarımızın, imgemizin, toplumun, ideallerimizin, fikirlerimizin, koşullanmalarımızın kölesiyiz. Hep bir şeylere, birilerine, bir yerlere bağımlı olmak istiyoruz. Bağımlılıkta 'güven' arıyoruz. Bazen malda, mülkte, bazen bilgide güvenlik arıyoruz. Bilgi sahibi olarak güç ve konum elde etmek dolayısıyla bilgiyi kendi kişisel çıkarlarımız için kullanmak istiyoruz. Bütün hareketlerimiz, bütün düşüncelerimiz 'ben merkezli'.

 

Yarattığımız dünyaya önyargısız bakamıyoruz.

Çirkin, gürültülü, açgözlü şehirler gün geçtikçe büyüyor ve biz yarattığımız ucubenin doğru olduğunu düşünüyoruz. Doğanın sunduklarını hiç bitmeyecek gibi bir zorbalıkla sonuna kadar kullanıyoruz. Yolda yürürken, bir yerde oturup dinlenirken kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakmıyoruz. Ağaçları, bitkileri, çiçekleri görmüyoruz. Kaldı ki bakarsak bile önyargılı bakıyoruz. Ondan nasıl yararlanacağımızı, kendi çıkarımız için nasıl kullanacağımızı düşünerek bakıyoruz.

 

Biz özgürlüğü sadece her istediğimizi yapabilmek olarak algılıyoruz.

Yapmak istediklerimiz ise sıradan, sığ ve son derece yüzeysel şeyler. Kendimizden, korkularımızdan, çatışmalarımızdan kaçış. Oysa insan, bütün koşullanmalarından, bağımlılıklarından kurtulmadıkça gerçek özgürlüğü bilebilir mi? Biz dışsal özgürlüğü düşüncelerimizde yüceltirken, onu zor bulunan bir şeymiş gibi kıymetlendirirken 'iç özgürlüğümüzü' hiç önemsemedik.

 

Sürekli bir aidiyet çabası içindeyiz.

Kendimizi bir yerlere, bir şeylere, bir inanca, bir ideolojiye, bir fikre adayarak yaşamın bütünündeki çeşniyi  görmeden, ait olduğumuz bu pencereden bakmaya çalışıyor dolayısıyla içsel özgürlüğümüzü dar bir alana hapsediyoruz. İçsel özgürlüğü tanımadan, içimizdeki çatışmalardan kurtulmadan, hırslarımızın, açgözlülüğümüzün, kıskançlığımızın farkına varmadan içsel ve dışsal bir düzen kurmamız ve kaos yaratmadan yaşamamız mümkün mü?

 

Küçük yaşlardan başlayarak bilgi biriktiririz ve bilginin bir insan için ne kadar önemli olduğunu söyler dururuz. Çocuklarımız  bir gün bize ‘siz bilgilerinizle dünyayı bu hale getirdiyseniz pek o kadar matah bir şey olmasa gerek’ diyecekler. Sahip olduğumuz bilgi, dünyada sefaleti, açlığı, susuzluğu azaltabilir, doğayı koruyabilir, hayvan ve bitki türlerinin sürgit yaşamasına yarayabilir. Peki biz bilgiyi bunlar için mi kullanıyoruz yoksa 'kıyım' ve 'yıkım' için mi? Biz sahip olduğumuz bilgiyi kendi hırslarımız, kendi aç gözlülüğümüz, kendi çıkarımız için kullanıyoruz.

 

İnsan kendini bilmeden, içindeki şiddetin, aç gözlülüğün, kıskançlığın farkında olmadan bu dünyada hiçbir köklü değişim gerçekleşmez. Şimdiye kadar hiç bir ideoloji, hiç bir din, hiçbir felsefe insanı içsel olarak değiştirmedi. Şiddet eğiliminden kurtaramadı. İnsan bütün fikirleri, bütün ideolojileri kendi aklına uydurarak yine kendi çıkarı için kullandı. Rejimler değişti, ideolojiler değişti ama insan (psişesi) hep aynı kaldı. Değişim gibi görünen şey, suyun yüzeyini yalayıp, dalgalandıran rüzgardan öteye gidemedi. Suyun derinliklerinde hiçbir değişiklik olmadan rüzgarın etkisi kayboldu.

 

Bizim yaşamımız çoğunlukla mekanik, sıkıcı, kederli, acı dolu, arada bir kısa kısa sevinçler, mutluluklar, hazlar da var şüphesiz. Sürekli ben merkezli düşünmek  ve davranmak kendimizi hep başka biri olmaya koşullandırmak, sınırlarımızı zorlamak içimizdeki çatışmayı ve şiddeti körüklüyor.

 

Biz binlerce yıllık insanlık serüveninin sonucuyuz.

Bütün insanlık geçmişinin genlerini, izlerini, koşullanmalarını, korkularını, geleneklerini, doğmalarını, şiddetini taşıyoruz. İşimizi kaybetmekten, rahatımızı kaybetmekten, yakınlarımızı kaybetmekten, servetimizi kaybetmekten, itibarımızı kaybetmekten, daha binlerce şeyden korkuyoruz. Biz korkularımızın kölesiyiz. Korkularımızdan çatışma ve şiddet doğuyor. Korkularımızdan özgür olduğumuzda dünya bizim için daha güzel bir yer olacak.

 

Yazar Hakkında

www.optiktunali.com.tr web sitesinde optik, göz ve görme konusunda çok değerli bilgiler yer almaktadır. Ayrıca www.optiktunali.com online satış mağazasını gezmenizi tavsiye ederiz.

 

 


Makale Kaynağı: Rıfat Kayın - MakaleMarketi.com

___________________________________________________________________

___________________________________________________________________

Yorum Yapın / Soru Sorun

NOT: Yorum Politikası gereği reklam amaçlı yapılan yorumlar yayından kaldırılır.


Makale Yazın

Üye girişi yaparak siz de makale yazabilir, web sitenize yönlendirme yaparak veya iletişim bilgilerinizi ekleyerek kişisel/kurumsal popüleritenizi arttırabilirsiniz. Makale yazmaya başlamak için Şimdi Kaydolun!

Araştırın

Araştırmasını yaptığınız konuyla ilgili kelimeyi girip "Ara" butonuna basınız. Alakalı sonuçlar listelenecektir.